4 Aralık 2013 Çarşamba

ALDATAN ERKEKLERİN ÇOCUKLUKLARINDAKİ GİZEMLİ VE KORKUNÇ SIR

Türkiye’nin en örgütlü ve en saygın cinsel sağlık derneği olan Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) cinsel terapistlerinin yaptığı araştırmaya göre birden fazla kadın tarafından büyütülen erkekler daha kolay aldatıyor! CİSED’in yaptığı çok çarpıcı aldatma araştırması, eşini aldattığını itiraf eden 500 erkeğin yüzde 70’nin çocukluklarında birden fazla ve birbirinden farklı kadınlar yani anne türevleri tarafından büyütüldüklerini gösteriyor. Eskiden tabu olan aldatmalar ve aldatmaya bağlı boşanmalar Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre her geçen gün artıyor. Aldatmanın pek çok nedeni var… Ama CİSED cinsel terapistleri aldatan erkeklerin çocukluklarındaki gizemli ve korkunç sırrı ortaya çıkardı…
Hamilelik süreciyle başlayan ve doğum sonrası fiziksel temasla güçlenmeye devam eden anne-bebek ilişkisi ruhsal ve bedensel gelişim için oldukça önem taşıyor. Bilindiği üzere bir çocuğun ilk seveceği ve iletişim kuracağı kişi de elbette annesi oluyor. Bir annenin çocuğunu beslemesi, sevmesi, ilgi göstermesi, onunla konuşması, kısacası 0–3 yaş arasında onu hayata hazırlayacak davranışlarda bulunması, ileriki dönemlerde sevgi, bağlılık ve güven duygusu olarak ortaya çıkıyor. 0–3 yaş arası dönemde annenin sesi, kokusu, sıcaklığı, tutarlı davranışları ve hatta bakışları çocuğunu derinden etkileyebiliyor. Biz psikoterapistler “anne” kelimesini teknik bir terim olarak tarif ediyoruz ve “çocuğa bakım ve sevgi veren kişi veya kişiler” anlamında kullanıyoruz. Özellikle çalışan annelerin tercih etmek zorunda oldukları “bebek bakıcısı” veya “anne yerine geçen kişi” modelleriyle (anneanne, babaanne, hala, teyze, görümce gibi) çocukluk dönemi içinden çıkılamaz bir hal alabiliyor. Peki, annenin yokluğu, birden fazla bakım ve sevgi veren anne türevlerinin varlığı veya bakıcıyla büyüyen çocukların ruhsal gelişimindeki olumsuzluklar ileriki yaşlarda kendini nasıl gösteriyor?
0–3 YAŞ DÖNEMDE ANNE KOKUSU GEREKLİ…
Bebekler 0–3 yaş döneminde sevgiye, ilgiye, beslenmeye veya uyku alışkanlıklarını karşılayabilen bir anneye ihtiyaç duyuyor. Çalışan annelerin veya çocuğunu kayınvalide veya bir başka anne türeviyle büyütmek zorunda kalan kadınların bu süreci çocuklarıyla sağlıklı bir şekilde tamamlayamaması ciddi problemlere neden olabiliyor. Göbek kordonundan sonra anne-bebek bağını kuran ve bebeğin kendini güvende hissetmesini sağlayan anne kokusu, annenin bakımı ve sevgisi bebeğin ruhsal ve duygusal gelişimi için gerekli olduğu kadar beyin gelişimi içinde de oldukça gerekli… Annenin tutarlı yakınlığını hissedemeyen 0–3 yaş arası çocuklarda kaliteli ve kesintisiz uyku düzeni sağlanamayacağı için ruhsal ve bedensel büyüme ve duygusal gelişiminde aksaklıklar olabiliyor.
BEBEK BAKICISININ BEBEK PSİKOLOJİSİNE ETKİSİ…
Doğum izninden sonra, annenin çalışmasının çocuğun ruhsal ve fiziksel gelişimine zararlı mı yoksa faydalı mı olduğu tartışması günümüzde hala devam etmekte olan bir konu… Özellikle çalışan annelerin yeterince olmayan doğum izinlerinin bitimiyle birlikte çocuklarından uzak kalmaları ve birden fazla kadın tarafından büyütülme, anne mahrumiyeti yaşanmasının yanında çocuğun ruhsal gelişimini de olumsuz etkileyebiliyor. Oysaki çocuğun 0–3 yaş döneminde ihtimam ve ilgiye ihtiyacı oluyor. Çalışan ebeveynlerin bu gereksinimleri karşılamak maksadıyla başvurdukları bebek bakıcıları ve kayınvalide, anneanne, hala, teyze, görümce gibi bir kadın akrabadan yardım almaları ise anne mahrumiyetinden sonra karşılaştıkları ikinci bir travma olabiliyor. Çünkü ne olup bittiğini anlayamayan çocuk iki farklı ve birden fazla anne figürü arasında sıkışıp kalabiliyor. Anne kokusu, ilgisi, sevgisi, şefkati,  davranış ve tutumları, çocuk yetiştirme şekli ve ideali, disiplin anlayışı gibi hemen hemen her şey farklılık gösterebileceğinden, tam da güven ve bağlanma duygularının ve yakın ilişki davranım temelinin atıldığı yetişme döneminde çocuğun aklının karışmasına yol açabiliyor. Bu durum da, çocuğun bilinçdışı süreçlerinde bağlanma ve güven sarsıntısı yaşamasına neden olabiliyor. Çünkü çocuğun gelişiminde, çevresindekilerle kurduğu ilişkilerin temelinde ve davranışlarının kökeninde 0–3 yaş arası anne-bebek ilişkisi yatıyor.
BİRDEN FAZLA KADIN TARAFINDAN BÜYÜYEN ERKEKLER ALDATIYOR MU?
Özellikle çalışan ebeveynlerin doğum sonrası izinlerinin yetersiz olması nedeniyle çocuklar genellikle bebek bakıcılarıyla veya akraba kadınların yardımıyla büyüyor. Yani sosyal ve kültürel nedenlerden dolayı anne çocuğunun bakımını bir başka anne türevi olan kendi annesi, kayınvalidesi veya görümcesiyle paylaşmak zorunda kalabiliyor. Yapılan araştırmalar sonucu elde edilen verilere göre, birden fazla ve birbirinden farklı fiziksel ve duygusal farklılıklar taşıyan anne türevleriyle büyüyen erkek çocukların ruhsal gelişimlerinde gelgitler ve bağlanma sorunları yaşanıyor. Örnek olarak “sarışın-beyaz tenli bir anne ve esmer-koyu tenli bir kayınvalideyle”, “zayıf-siyah gözlü bir anne ve kilolu-renkli gözlü bir bakıcıyla” veya “soğuk-dokunmayı sevmeyen bir anne ve sıcak-daha çok dokunan bir babaanneyle” bir arada büyümek buna örnek olabiliyor. Bu durumda çocuğun bilinçdışına bir fantezi yerleşebiliyor ve ileriki yaşlarda bu fantezi kendini evlilik ilişkisinde tekrar edebiliyor. Çünkü şu an ve şimdi; geçmişin bir tekrarıdır, zaman, mekân ve oyuncular değişse bile roller hep aynı kalır… Yani psikoterapistler tarafından yaşanan ilişkisel, ruhsal ve bedensel sorun ne olursa olsun, bu kişinin iç dünyasının dışarıya yansıyan sonuçları olarak kabul ediliyor. Kişinin yaşadığı tüm deneyimler, geçmişin bir tekrarı, geçmişe dayanan düşünce ve inançların bir ürünü olarak tarif ediliyor. Çünkü kişi büyüdüğünde, elinde ve farkında olmadan bilinçdışı olarak, çocukluğundaki yaşamının duygusal ortamını yeniden yaratma veya kurma eğilimi içinde oluyor. Bu eğilim gerçekte, iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış değil, sadece kişinin içindeki bilinçdışı bir yuva olarak tanımlanıyor. Erkek bu yuvada istemsiz ve kontrolsüz bir şekilde; (1) bir kadınla olan bireysel ilişkilerinde annesiyle kurmuş olduğu ilişkileri ya da onların kendi aralarındaki ilişkileri yeniden yaratma, (2) tercih etme şansı varsa, annesine benzeyen sevgili, eş ya da patron seçme, (3) annesinin kendisine gösterdiği davranışları kendisine aynen uygulama (kendisini aynı şekilde suçlama ve cezalandırma), (4) annesiyle hemen hemen aynı kelimeleri kullanma, (5) kendisini sevmeyi ve desteklemeyi aynı annesinin yaptığı şekilde yapma ve en önemlisi (6) esmer bir eşe sahipken sarışın bir sevgiliyle birlikte olma gibi eğilimler içinde olabiliyor. Ancak bu birden fazla ve farklı özellikte kadınlar tarafından büyütülen her erkek için geçerli bir durum değil, istisnaları olabiliyor.
CİSED ANKETİ…
Aldatmalar ve aldatmaya bağlı boşanmalar Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre her geçen gün artıyor. Aldatmanın pek çok nedeni var… Ama Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) cinsel terapistleri, eşini aldattığını ifade eden 500 erkek üzerinde yaptığı anket çalışmasıyla, aldatan erkeklerin çocukluklarındaki gizemli ve korkunç sırrı ortaya çıkardı… Hem yüz yüze hem de sanal ortamda yapılan CİSED anketi, eşini aldattığını itiraf eden 500 erkeğin yüzde 70’nin çocukluklarında birden fazla ve birbirinden farklı kadınlar yani anne türevleri tarafından büyütüldüklerini gösteriyor.
DOĞUM SONRASI ÜCRETLİ İZİN 3 YILA ÇIKARTILMALI!
Sağlıklı toplumlar elde edebilmek için bebeklerin ruhsal ve fiziksel gelişimine çok daha fazla önem vermek ve ebeveynlerin çocuklarına yeterli ve kaliteli zaman ayırmaları gerekiyor. Bunu sağlayabilmek için de, özellikle 0–3 yaş arasındaki çocukların anne ve anne yerine geçen diğer kadınlarla kurdukları ilişkilerin niteliğinin geliştirilmesi, koşulsuz sevginin sağlanması, tutarlı davranışlarda bulunmak bağlanma ve güven bağının ciddiye alınması gerekiyor. Annenin, beyin yapısının %80’lik bir bölümünün geliştiği 0–3 yaş aralığında çocuğundan ayrılması veya bu süreci birbirinden farklı kadınlarla paylaşmak zorunda kalması, erkeğin ileriki yaşamında hem cinsel yaşamda hem de partner ilişkilerinde ciddi sorunlara davetiye çıkartabiliyor. Bu nedenle bebeğin 0–3 yaş dönemini hem tek bir kadınla yani “anne” ile tamamlaması gerekiyor hem de annenin bu süreçte tutarlı ve sevgi dolu olması önem taşıyor. Bu nedenle CİSED olarak, çalışan anneler için doğum sonrası izinin çocuk sağlığı ve gelişimi açısından 3 seneye çıkartılması ve bu sürede çalışan annelere maaşlarının ödenmesini tavsiye ediyoruz. Çünkü sağlıklı bir anne-bebek ilişkisi sağlıklı bir toplumun ve aile yapısının temelini oluşturuyor.
ALDATMAK KADER DEĞİL…

Aldatan erkeklerin gizemli ve korkunç sırrı ortaya çıktıktan sonra, bu kişilerin ve partnerlerinin hemen anne veya anne yerine geçen diğer kadınları suçlamaması gerekiyor. Bu nedenle suçlamak yerine sorumluluk almak, anne veya anne türevlerini ve o günkü koşulları anla­mak önem taşıyor. Çünkü erkek hayatının sorumluluğunu alarak seçimlerini bilinçdışı ve otomatik olarak yapma yerine kendi yaparsa bu tekrarı bozabiliyor, kaderini kendisi yazabiliyor ve aldatmaya son verebiliyor. Kader, insanın seçimlerimizin bir sonucu ortaya çıkıyor. İnsan sürekli gelişim ve değişim içinde olabiliyor. Bu süreçte erkeğin geçmişe karşı tutumunu değiştirmesi çok önemli… Çünkü geçmiş yaşanmış ve bitmiştir, bunu değiştirmek imkansızdır ama erkek geç­mişi hakkındaki düşüncelerini değiştirebiliyor. Erkek geçmişte birden fazla ve birbirinden çok farklı kadınlar tarafından büyütüldüğü için aldatıyor olabilir ama bu kader değil... Bu nedenle aldatma ve sonuçları çok incitici olsa da, erkek ve eşi kırgınlıkları daha da derinleşmeden çözebiliyor ve ilişkilerini güçlendirerek devam ettirebiliyorlar. Ancak aldatma sonrası affetme ve iyileşmenin, partnerler arası sevgi, saygı ve sadakat üzerine kurulu olan bağın sarsılmadan, sağlıklı bir şekilde sağlanabilmesi için mutlaka bir evlilik ve çift terapistinden yardım alınmasını da öneriyoruz.

27 Kasım 2013 Çarşamba

MUTLU İLİŞKİLERİN 8 SIRRI

Mutlu çiftlerin sırlarının ne olduğunu, nasıl böyle mutlu olabildiklerini hiç merak ettiniz mi? Gerçek sevgiye dayalı ve duygusal açıdan destek veren bir ilişki yaratmak mümkün… İlişkilerde uyumu ve mutluluğu yakalamak, zamanla sevgiye dönüşen aşkı devam ettirmek için çok önemli! Bunun için sekiz temel duygusal gereksinimin ya da yaklaşımın ilişkilerde hayata geçirilmesi gerekiyor: “Koşulsuz sevgi, ilgi, anlayış, saygı, takdir, kabullenme, güvenme ve sabır…”
KOŞULSUZ SEVGİ
Yüreklerin en çok susadığı duygu olan koşulsuz sevgiçıkarsız sevmek olarak biliniyor. Kişinin yapacağı uygun davranışlar karşılığında verilen bir sevgi olmuyor, karşılıksız, hesapsız bir sevgiyi tarif ediyor. Bu nedenle bağlayıcı, birleştirici, paylaştırıcı ve bir araya toplayıcı bir yaklaşım olan koşulsuz sevgi, sevgilerin en güzelini, en gerçeğini, çiftin birbirinin iyi taraflarını da kötü taraflarını da sevmesini, olduğu gibi kabul etmesini ifade ediyor.
İLGİ
Dikkati öncelikle belirli bir şey üzerinde toplama eğilimi olarak tarif edilen ilgi, çiftin birbirine yakınlık duyması, birbirlerinden ve birlikte yaptıkları etkinlerden hoşlanması ve birbirlerine öncelik tanımaları eğilimi olarak biliniyor. Bu nedenle ilgi duymak partnerin iyiliği ve mutluluğu için endişelenmeyi, onu değerli ve çok özel görmeyi de içeriyor.
ANLAYIŞ
Partner ilişkilerindeki görüş ve inanış etmenlerinin etkisiyle beliren düşünüş biçimi ve zihniyet olarak tarif edilen anlayış“hoş görme ve hâlden anlama” olarak anlam kazanıyor. İnsan ilişkilerinin temelini sağlıklı iletişim oluşturuyor. Bu iletişimi daha doğrusu ilişkileri geliştirmek, iyileştirmek, barış ve huzur getirmesi için yönlendirmek şansına sahip olan da yine çiftin kendisi… Bu şansı doğru ve bilinçli bir şekilde ve iyi kullanmak, çiftin birbirine anlayışla davranması, “anlayış ve hoşgörü” kavramlarına günlük yaşamda ve özellikle çatışma hallerinde kurtarıcı unsur olarak dört elle sarılmak, sorunsuz iletişimin en kestirme yolu olarak biliniyor. Çift birbirinin yerine kendini koyduğunda, olaylara onun bakış açısıyla bakmaya çalıştığında anlayışlı olmanın ilk adımını atmış oluyor. Çift “Partnerimin duyguları nasıl?”, “Bugüne kadar yaşadıklarından nasıl etkilendi?” gibi soruların yanıtını bulmaya çalıştığında, birbirleri hakkında düşünmeye başladığında da ikinci adım atılmış oluyor. Son adım ise tüm bunları çiftin birbirine hissettirilmesinde yatıyor. Gülümseyerek ve yumuşak bir ses tonuyla çift birbirini anlamaya çalıştığında, koşulsuzca sevdiğini ve kabul ettiğini gösterdiğinde düşünce ve duygu kanallarını açabiliyor, empati kurabiliyor, “ben” merkezli değil de “sen” merkezli bakış açısını ortaya koyabiliyor. Anlayışlı olan bu yaklaşımla herhangi bir sözün, duygunun ya da durumun anlamı daha derin hissedilebiliyor. Çift birbirini anlayarak dünyayı bir başkasının görüş açısından değerlendirebiliyor. Bu nedenle anlayışlı yaklaşım adeta, “Seni yargılamadan önce, senin ayakkabılarınla yürüyeceğim!” anlamına geliyor.
SAYGI
Özel ve değerli olmayı içine alan, partnere karşı dikkatli, özenli ve ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusuna saygı adını veriyoruz. Başkalarını rahatsız etmekten çekinme duygusunu içinde barındıran saygı, bir kişiye, bir düşünüşe, bir eyleme, bir başarıya, bir insanın kişiliğine yüksek değer ve önem vermekten doğan özel bir duygu… İlişkinin cicim ayları geçince ve çiftler birbirlerine alışıp rahatlayınca, başlangıçtaki nazik sözler ve jestler, çok yanlış bir şekilde, yavaş yavaş azalmaya başlıyor. Ancak içinde saygı ve koşulsuz sevgiyi barındıran nezaket, çiftleri bir arada tutan bir tutkal… Nezaketin temeli ise saygıya dayanıyor. Saygılı bir yaklaşım karşıdaki kişinin haklarını, isteklerini ve gereksinimlerini kabul etmeyi kapsıyor. Ancak istek ve gereksinimlere saygı duymanın nedeni korku olmamalı, nezaket ve karşı tarafın bunu hak ettiğine inanmak olmalı…
TAKDİR ETME
Beğenme, beğenip belirtme ve değer verme anlamına gelen takdir etme, bir şeyin değerini, önemini ve gerekliliğini anlamak veya bir başkasının davranış ya da çabalarına değer vermek olarak tarif ediliyor. Takdir edilmek kadınlar için bir “istek”, erkekler için bir “gereksinim” düzeyinde oluyor. İstek ertelenebiliyor ama gereksinim nefes alıp vermek gibi vazgeçilmez bir durum…
KABUL ETME
Bir şeye isteyerek veya istemeyerek razı olmak anlamına gelen kabul etme, karşıdakinin kişiliğini ya da davranışlarını isteyerek algılama, karşıdakinin hatalarını bağışlama, bir öneriyi uygun bulma ve onaylamayı kapsıyor. Bu nedenle kabul etme duygusu, minnet duyma duygusuyla birlikte gelişiyor. Bir kişiyi olduğu gibi ve koşulsuzca kabul etmek, dünyanın en değerli armağanlarının başında geliyor ve karşı tarafta yeterlilik hissinin gelişmesine yardımcı oluyor.

GÜVENME
Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma, bağlanma ve itimat  anlamında kullanılan güvenme, yüreklilik ve cesaret gerektiriyor, karşıdaki kişinin dürüstlük, zekâ, güvenilirlik, adalet ve samimiyet gibi olumlu niteliklerini kabul etmeyi, herhangi bir hata ya da kusurun olması durumunda karşı tarafın iyi bir açıklama yapılabileceğini düşünmeyi ve çiftlerin yaşadıkları sorunlarının çözümünde olumlu sonuçlara varabilecekleri konusundaki inancı içinde barındırıyor. Bir erkeğin en derin arzularından biri, bir kadını mutlu etmek… Erkek o kadının hayatında bir fark yaratacağını bildiği zaman güven duygusu artıyor. Bu nedenle yakın ilişkilerde bir kadının en önemli görevlerinden biri güvenmek ve erkek düş kırıklığına uğradığı zaman bile, yine takdir ve kabul edip, erkeğe güven duygusunu yitirmemek… Ancak bir erkek için ilgi göstermeyi öğrenmek ne kadar zorsa, bir kadın için de güvenmeyi öğrenmek o kadar zor… Özellikle yakın ilişkilerde eğer bir kadın defalarca düş kırıklığına uğramışsa, benliğinin güven duyan yanını inkâr etme eğilimi göstermesi beklenen bir durum…
SABIR
Acı, yoksulluk, haksızlık gibi üzücü durumlar karşısında ses çıkarmadan onların geçmesini bekleme erdemini göstermek olarak bilinen sabır, mutlu birlikteliklerin en önemli dayanaklarından biri… Dayanma ve dayanıklılık gibi anlamlara gelen sabır, ahlâkî bir kavram olarak, başa gelen musibetlerden dolayı partnerden şikâyetçi olmamak, yakınmamak, sızlanmamak, nefse ağır gelen ve hoşa gitmeyen şeyler karşısında ilişkinin yararını düşünerek ruhi dengeyi bozmamak, sükûnet ve dayanma gücünü ortaya koymak anlamına geliyor. Kadın sabır göstermek yerine sinirlenip üzüldüğü zaman eşi soğuk ve ilgisiz davranmayı sürdürürse, erkeğin sevgisine de güveni zamanla azalıyor. Aynı şekilde bir erkeğin ilgi göstermekten vazgeçmesinin nedeni de tüm çabalarına karşın kendisine güvenilmemesi ya da takdir edilmemesi olarak biliniyor. Eğer erkek eşini mutlu etme yeteneğinden kuşku duyulduğunu hissederse, sabırlı olmak yerine, kadının mutluluğu için çabalamaktan derhal vazgeçiyor.

23 Ekim 2013 Çarşamba

DİŞİLİĞİN KEŞFİNDE ROMANTİZMİN ROLÜ

Müziğin, felsefenin ve resmin algılanışını köklü bir şekilde değiştiren romantizm, aşk sanatında kadın ve erkeğin varoluşunun özgürleşmesini yardımcı oluyor. Dolayısıyla, romantizm ifadeden çok düşüncede ve duygularda anlam buluyor. Çiftlere zevki aşılayan, tutkuyu tattıran, öznelliği ve bağlılığı doruk noktasına çıkartan romantizm kadın cinselliğinde bir hayli önemli… Kadının dişilik yönünü yeniden keşfetmesinde büyük etkisi olan romantizmle artık cinsellik sadece kırmızı değil, kıpkırmızı, pespembe, kıvrımlı ve düzenli yaşanabiliyor. Romantik bir cinsellikle tüm alacalık kaybolabiliyor.
“DİŞLİ” DEĞİL “DİŞİ” OLMAKTA FAYDA VAR!
Çirkin kadın yoktur, bakımsız kadın vardır.” sözü çokça söylenir, doğrudur da bir bakıma… Yüz hatlarını ortaya çıkaracak kadar yapılan bir makyaj, kendine yakışan bir saç modeli ve seksi simgeleyen takılar... Aslında, kendine bakan, makyajını yapan, süsüne dikkat eden, kıyafetini özenle seçen, kilosuyla barışık ve seksi bir kadın olduğunu önce kendisi hisseden her kadın alımlı ve çekici olabiliyor. Bu çekicilik bir de ses tonunda yatan albeni ve şehvetli hareketlerle süslenirse, doğuştan gelen ve görünmez bir silah olan dişiliği ortaya çıkarmak bir hayli kolay olabiliyor. Dişil enerjiyi açığa çıkarmada başarılı olabilmek için sadece yatakta değil mahrem hayatın her yerinde kadınların kadın olduklarını hissetmeleri ve hissettirmeleri, kadın olarak görünür olmaları çok önemli… Aksi ise, sert mizaca sahip ve naiflikten yoksun erkeksi yanın ta kendisi olarak ortaya çıkabiliyor. Sosyal yaşamda olduğu gibi cinsellikte de, dişilik yanından çok dişli oluşunu ön plana çıkaran kadın feminenlikten bir hayli uzaklaşabiliyor. Sonuç olarak, kadınlık ile dişilik arasındaki o ince çizgi, bir kadının kendini görünür kılmasında saklı…
ROMANTİZM PARTNERLER ARASI İLETİŞİM VE GÜVENİ ARTIRIYOR…
Gerek evde gerek iş yerinde, çok çalışmak kadınların erkeksi yanlarının ortaya çıkmasına neden olan bir eylem... Kadınlar erkekler gibi çalışırken farkında olmadan dişiliklerini de kaybetmeye başlıyor. Çünkü kadınların en çok ihtiyaç duydukları ve kadını kadın yapan, romantizm, karşı cinsten gelecek güzel bir söz, ilgi ve alaka eksik kalıyor. Bu nedenle, kadının dişiliğini kazanması konusunda eşinin yardımına ihtiyacı var… Bunun için de en direk yol aşk ve romantizm… Bu iki duygu yoğunluğu sayesinde kadın, başkalarıyla ilgilenmenin sorumluluğundan diğer bir değişle, erkeksi tarafından sıyrılarak, kendini özel hissettiren partnerine doğru yol alabiliyor. Kendisine sergilenen iç gıdıklayıcı davranışlar neticesinde kadınlar, partnerlerinin gereksinimlerine, özellikle cinsel ihtiyaçlarına içtenlikle cevap verebiliyor. Partnerinin kendisini önemsediğini, dinlediğini, iletişim sağladığını, jest yaptığını, anladığını kısacası, iletişime geçmek için çaba harcadığına inanan bir kadın, aynı samimiyeti cinsel yaşamda sağlayabiliyor. Kadın ruhunu okşayan diğer bir değişle, romantik davranışlar sergileyen bir erkek, fark etmeden kadınsal dürtüleri de hareketlendiriyor. Çünkü seksin olabilmesi için partnerler arası iletişim, romantizm, erotizm ve güvenin olması şart… Göründüğü üzere romantizm, sadece sevginin yeterli olmadığı cinsellikte, iletişim ve güven duygularını artıran önemli bir araç konumunda… Dolayısıyla, erkeklerin hayal ettikleri, yatakta aktif olanseks hakkında konuşanistek, arzu ve beklentilerini açıkça dile getiren ve ilk hamleyi beklemeden cinsel taleplerde bulunan kadın figürünü gerçek hayata taşımanın en kestirme yolu, romantizmden geçiyor… Romantizmi veren bir erkek kadından daha kolay erotizm alabiliyor.
ROMANTİZM CİNSEL DÜRTÜLERİ HAREKETE GEÇİRİYOR…

Kadının dişiliğini besle, erkekliğin desteklensin!” desek, hiç de yanılıyor olmayız… Çünkü kadın ve erkeğin hep şikâyet ettiği fakat çok az dile getirdiği ve çözüm ararken çoğunlukla iç geçirdiği, partnerlerin birbirine karşı gerçekleştirebilecekleri en yalın davranışlar cinsellikte karşımıza çıkıyor. Bu nedenle erkeklerin her şeyin kendilerinden beklenmesinden şikâyet etmek yerine romantik bir erkek olmaya çalışmalarında fayda var... Romantizm, çiftin arasında yoksun olan iletişimin güçlenmesini sağlıyor. Güçlenen iletişim sayesinde neredeyse hiç denebilecek kadar az konuşulan cinsellik hakkında iletişime geçilebiliyor. Bilindiği gibi, ani bir heyecan ya da mutluluk hissi cinsel dürtüleri harekete geçirmekte önemli rol oynayan hormonların salgılanmasını tetikleyebiliyor. Erkeklerin romantik anlar yaratması ve küçük sürprizlerde bulunması, uzun zamandır hayali kurulan ya da beklenen bir davranışı gerçekleştirmeleri, küçük jestler yapmaları, partnerlerine yakınlaşmaları, onları dinlemeleri, anlamaya çalışmaları, onların özel ve değerli olduklarını hissedebilecekleri davranışlarda bulunmaları ve güzel sözler söylemeleri, çiçek almanın önemini kavramaları, kısacası partnerlerinin duygusal gereksinimlerini karşılamaları ve romantik alışkanlıklar yaratmaları, partnerlerinin dişiliğini beslediği kadar, onların da erkekliklerini destekliyor. Böylece unutulmaz ve sürekliliği olan bir cinselliğin tadına varmak mümkün olabiliyor.

1 Ekim 2013 Salı

EBEVEYN-ÇOCUK İLİŞKİSİ SEKS HAYATINI BİTİRİYOR

Evlilik bireysel mutluluk ve toplumsal gelişim açısından çok önemli bir kurum... Evlilik hem kadının hem de erkeğin hayatında önemli bir dönüm noktasını oluşturuyor. Eş insanın diğer yarısıdır. Sevincini, kederini paylaşacağı bir can yoldaşıdır. Düştüğünde kaldıran, yorulduğunda güç veren, ağladığında yanı başında olan, sevindiğinde kucaklayandır. Çünkü insan doğuştan yaralı, yalnız ve yarımdır. Herkes ister istemez çocukluğunda psikolojik ve fiziksel travmalara uğrar, yaralanır… Çocukluk yaraları adını verdiğimiz bu travmaları vaktiyle çözümleyebilecek veya hazmedebilecek ego gücü olmadığı için, vakti gelince yeniden açmak üzere insan bunları bilinçdışına hapseder. Evlenmek çoğu zaman bu travmaları çözümleyebilecek kişinin bulunduğu anlamına gelir. Bu nedenle evlilik, bilinçdışı travmaların çözümlenmek için tekrar yaşanması, yalnızlığın paylaşılması ve yarımlığın tamamlanması için uygun bir ortam yaratır. Sevgi, saygı, güven, yakınlık, mahremiyet ve cinsellik eşleri bir arada tutan, evliliği yürümesine yardımcı olan çok önemli unsurlar… Olgun sevgi, koşulsuz oluyor ve eşlerin birbirine dikkat, kabul, takdir, şefkat sunması ve kendileri olmakta özgürlük tanıması üzerinde yükselebiliyor. Bunlar sağlandığında evlilik; çocukluk yaralarının kanatıldığı bir arenaya değil, bu yaralara merhem olunabilen kutsal bir ilişkiye dönüşebiliyor. Bu nedenle evlilik çok önemli bir kurum, işlerden arta kalan zamanlarda idare edilebilecek bir kurum değil…
ANNELİK VE BABALIK PART-TİME, KADINLIK VE ERKEKLİK FULL-TİME BİR İŞTİR…

Evliyken eşe sevgili olabilmek, eşle flörte devam edebilmek gibi konular toplumun vurgulamadığı ince konular… Özellikle kadın, doğum yaparak artık anne haline geldiğinde birçok davranışına bir anaçlık hali hâkim olmaya başlıyor. Kadın artık sadece çocukları için değil, kocası için de koruyucu, kollayıcı yanı ağır basan kişi durumuna geliyor. Kocasını da çoğu zaman ihtiyaçları karşılanması gereken bir çocuk olarak görüyor. Zamanla seks hayatlarında sorunlar yaşanmaya başlandığı için, eşi kendine bağlı tutma isteği, terk edilme korkuları, kendine güvensizlik duyguları gibi olumsuz duygular da bu tabloya ekleniyor. Eşleriyle ilişkilerinde ebeveyn-çocuk ilişkisi yaşayan, kendini ilişkinin niteliğinden ziyade niceliğine odaklayan kadınların cinsel yaşamlarında olumsuzluklar görülmesi olağan bir durum… Erkek tüm ihtiyaçlarını karşılayan ve anne rolünü üstlenmiş kadın karşısında çaresizlik hissediyor, hem cinsel anlamda hem de yaşam boyutunda böyle bir kadından uzaklaşabiliyor. Bu durumda, çok yanlış bir şekilde, erkekler kendilerini yeniden bir erkek gibi hissettirebilecek başka bir kadına yönelebiliyorlar. Oysa bunu önlemek çiftin elinde… Çünkü evlilik birlikte uyum ve dengenin esas olduğu tangoya benzer… Evliliğin sağlıklı ve mutlu devam edebilmesi için ebeveyn-çocuk ilişkisinden kaçınmak, cinsel tutkuyu devam ettirebilmek için reddedilmeyi göze alarak cinsel arzu ve istekleri paylaşmak ve evliliğin sorumluluklarını dengelemek gerekiyor… Ayrıca unutulmaması gereken en önemli konulardan biri, anneliğin ve babalığın part-time, kadınlığın ve erkekliğin ise full-time bir iş olduğudur.

5 Ağustos 2013 Pazartesi

İLİŞKİLERDE EN SIK YAŞANAN KAVGA SEBEPLERİ

Özellikle uzun süreli birlikteliklerde ve evliliklerde, zamanla aşk gücünü yitirmeye başlıyor ve yerini hararetli tartışmalara bırakıyor. Ne tuhaftır ki, yakın bir zamana kadar yan yana gelmek için can atılan partnerle artık aynı karede bulunmaya bile tahammül kalmıyor. Çünkü artık çift kendini sürekli bir tartışmanın ortasında buluyor. Peki, ama neden böyle oluyor? Çiftler birbirlerini gerçekten öyle çok seviyorlarken, bazen bilerek bazen ise bilmeyerek hangi konular hakkında tartışma çıkartıyorlar?
TARTIŞMALAR BOŞANMAYA YOL AÇABİLİYOR…
Çiftler arasında geçen tartışmalar bütün ikili ilişkilerde yaşanan kaçınılmaz bir surun olarak karşımıza çıkıyor. Önemli olan problemlerin çıkış nedenlerini anlayabilmek ve değen konular üzerine tartışmak. Aksi takdirde, eğer çiftler sürekli olarak her konuda tartışıyorlarsa, boşanmaya doğru yol alınabiliyor. Etraftaki birçok çiftin boşanma kararı alması ya da yakın ailede yaşanan olumsuz deneyimler, çiftleri evlilik kurumundan soğutabiliyor. Oysa her insan mutlu bir evlilik yapmanın, hayat boyu bir yastıkta yaşamanın hayalini kuruyor. Bu hayalin kolay olduğunu söylemiyorum ama imkânsız da değil… Bunun için ilk önce yaşanılanlara yukarıdan ve dışarıdan farklı bir gözle bakmak ve yeni bakış açıları geliştirmek gerekiyor.
ERKEKLER SEVDİKLERİ KADINI MUTLU ETME FIRSATINI HİÇ KAÇIRMAZLAR…
Kadınların konuşurken partnerleri tarafından dinlenmemeleri en büyük kavga sebeplerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Erkekler her ne kadar dinlediklerini belirtseler de, aksini ispat etmeye çalışmak ve konuyla ilgili sorular sormak tartışmanın daha çok alevlenmesine neden olabiliyor. Genel anlamda erkeklere göre daha çok konuşmalarıyla tanınan kadınlar pek çok konuyu aynı anda konuşabilme ve dinleyebilme özelliğine sahipken, erkekler aynı özelliğe sahip değiller… Bu nedenle, uzun süre dinleme konusunda erkekleri suçlamak yersiz ve yanlış bir tutum oluyor. Dolayısıyla, bu konuda yapılması gereken en doğru davranış, kadınların önce erkekleri kendilerine odaklanmayı sağlamaları, sonra net ve yalın bir dil kullanarak tek bir konu üzerine konuşmaları ve daha sonra erkeklere herhangi bir çözüm üretmeleri gerekmediği veya sadece kendilerini anlamaya ihtiyaç duyduklarını ifade etmeleri gerekiyor. Çünkü erkekler sevdikleri kadını mutlu etme fırsatını hiç kaçırmazlar. “Beni dinlemene ihtiyacım var. Bir şey söylemene veya çözüm üretmene gerek yok. Sadece beni dinlemeye ve anlamaya çalış. Bu beni mutlu eder!” diyen kadın, erkeğe bu fırsatı vermiş oluyor. Ayrıca genel geçer konulardan ya da günlük olaylardan bahsedilirken kadının ilgisini çeken bir konu erkeğin ilgisini çekmeyebiliyor. Bu durumun göz önünde bulundurularak davranılması, büyük beklentilere kapınılmaması ve erkeğe dinlemediği için eleştirel tarzda suçlayıcı ifadeler kullanılmaması da önem taşıyor. Bu süreçte tartışma yaratmak yerine, küçük ama sevimli kelimeler seçmeye özen gösterilmesi ortamı yumuşatabiliyor. 
ERKEKLER TAKDİR EDİLDİKLERİNDE DAHA UZUN DİNLEYEBİLİYORLAR…
Kadın ne kadar yorgun ve bitkin hissedersin hissetsin, erkek dikkatini verip onu dinlediğinde, dokunup ve sarılıp sevgisini ve ilgisini ifade ettiğine kadın rahatlıyor ve gevşiyor, yorgunluğu geçiyor… Bu nedenle konuşmayı sevmeyen erkeklerin hiç olmazsa bir nebze kadınları anlayıp, onlara karşı olan davranışlarını değiştirmeleri önem taşıyor. Çünkü kadınlar dinlendiklerini düşündüklerinde partnerlerinin onlara değer ve önem verdiğini, kabul ettiklerini ve buna bağlı olarak da sevildiklerini düşünüyorlar. Bu hisler kadınlar için çok önem taşıyor. Ayrıca, kadınlar duygularını ifade etme imkânı bulduklarında “Anlaşıldım, seviliyorum ve değerliyim!” hissini yaşıyorlar, gevşiyorlar ve rahatlıyorlar. Bu duygu yoğunluğu kadınların kendilerini dinleyen kişiye yakınlık duymasını artırıyor, yokluğu ise uzaklaştırıyor. Mutlu olan ve mutlu görünen bir kadının sıcak karşılıkları ve gülen yüzü, erkeğe pırıltılı bir görüntü sunan ayna gibi oluyor. Takdir edilmek ve hizmet edilmesi erkeklerin erkeksi yanını doyururken, iletişim kurmak ve dinlenmek kadınların kadınsı yanını doyuruyor…
AYAĞI YORGANA GÖRE UZATMAK GEREKİYOR…
Maddi harcamalar çiftler arasında tatsızlık yaratabilecek sorunların başında geliyor. Genel olarak baktığımızda, kadınların maddi harcamaları erkeklerinkinden iki kat daha fazla oluyor. Alışveriş yapmayı, kendine yeni kıyafetler ve makyaj malzemeleri almayı, sürekli olarak ev eşyalarını değiştirmeyi ve her gün kuaföre gitmeyi alışkanlık haline getirmiş bir kadınla kavga etmek erkekler için neredeyse bir rutin davranış haline geliyor. Ancak kavga etmek bu davranışların azalmasına yardımcı olmuyor, daha şiddetli tartışmaların yaşanmasına yol açıyor. Bu sonuçlara sebebiyet vermemek için “Ayağını yorganına göre uzat!” atasözünü hatırlamak gerekiyor. Ortak bir hayatın sağlıklı bir şekilde devamlılığı için gelir ve giderin gözler önüne serilmesi önem taşıyor. Bu nedenle çiftlerin ne kadar paraya ihtiyaçları olduğu konusunda birbirlerine karşı açık ve dürüst olmaları gerekiyor. Bunun dışında haftalık ve aylık bir bütçe yapılabiliyor ve yapılan harcamalar hakkında çift birbirine bilgi verebiliyor. Böylece çiftler tartışıp birbirlerini kırmak yerine, başarılı ve eğlenceli bir ilişkiye doğru yol alabiliyorlar.
SABIRLA BEKLEMEK VE YOL GÖSTERMEK GEREKİYOR…
Sakal tıraşından sonra lavabonun kirli bırakılması, tuvaletin kirli kalması, tuvalet kâğıdının değiştirilmemesi, kirli tabak ve bardakların kaldırılmaması, yiyecek jelâtinlerinin çöp kutusuna atılmaması, ev temizliğine yardım edilmemesi, yemek masası hazırlama ya da toplama işlemlerinde destek olunmaması, kirli kıyafetlerin çamaşır sepetine atılmaması, döküntülerin toplanmaması, ıslak banyo havlularının ortalık yerde ya da yatağın üzerinde bırakılması gibi pek çok konu çiftlerin tartışma konusu olabiliyor. Aslında düzelme ihtimali fazlasıyla olan fakat düzelebilmesi için fırsat verilmeyen bu tür davranışlara verilen olumsuz tepkiler, tartışmaların şiddetlenmesine sebebiyet verebiliyor. “Yaptırım dili” işveren ve işçi arasında olduğu kadar ikili ilişkilerde de oldukça sık kullanılıyor. Bu nedenle çiftin yapılmasını istedikleri bir şeyi talep ederken yıkıcı eleştirilerden, konuya sert girmekten, diretmekten ve kendi kendine söylenmekten kaçınması gerekiyor. Yapılması gerektiği düşünülen şey için partnere fırsat verilmesi ve görsel olarak algılamasını sağlamak bu süreçte önem taşıyor. Fırsat vermenin ana temasında “sabretme ve bekleme” yer alıyor. Yukarıda bahsedilen küçük problemlerin devasa boyutlara getirilmemesi için sabırla yapılmalarının beklemesi gerekiyor. Kadınlar bu süreçte çok yanlış bir şekilde, ister istemez toplama, yıkama, temizleme, derleme ve düzeltme gibi davranışlar sergileyebiliyorlar. Farkında olmadan, bu davranışlarıyla olayların akışını erkekler için alışkanlık haline getiriyorlar ve sonrasında birden bire erkeklerden talep etmeye başlıyorlar. Cicim aylarında gösterilen bu anlayışın bir süre sonra değişikliğe uğraması erkeklerin adapte olamamasına neden oluyor. Bu nedenle, tutarlı bir şekilde devam edilmesi ya da değişimin yavaş bir şekilde yapılması gerekiyor. Bunun için de partnerin yapmasına fırsat vermek ve görsel olarak algılayabilmesi için hiçbir müdahalede bulunmadan sabırla göstermek önem taşıyor. Böylece hem partnerin algı düzeyi değişiyor hem de tartışmadan uzak bir ilişki yaşanabiliyor.
ORTAK HESAP OLUŞTURULMASI İŞE YARIYOR…
Çiftlerin çatışmasına neden olan bir diğer önemli konu ise eski erkek veya kız arkadaş meselesi oluyor. Facebook kullanımının yaygınlaşmasıyla partner ilişkilerinde sorunlar artıyor. Bu sorunların ortaya çıkmaması için ortak bir facebook hesabı oluşturabiliyor ya da profil resmi kullanabiliyor. Böylece üyelik ve arkadaşlık talepleri çiftin otak onayıyla gerçekleşebiliyor ve facebook kullanımının bağımlılık haline getirilmesi önlenebiliyor.
DÖNÜŞÜMLÜ İZLEMEK GEREKİYOR…
Çağımız gereği pek çok çiftin çatışmasına neden olan sebeplerin başında diziler ve maç seyretme geliyor. Çiftlerden biri dizi izlerken diğeri maç izlemek isteyebiliyor. Bu durumlarda partnerler arasındaki gerilim yükselebiliyor. Fakat bu durumun tartışmaya dönüştürülmesi için teknolojinin ileri safhalarında olduğumuzun hatırlanması işe yarıyor. Dizi ya da maçı dönüşümlü olarak internet ortamında izlemek çok daha mantıklı olabiliyor. Böylece hem adaletli davranılmış hem ileriye dönük olabilecek çatışmaların önüne geçilmiş hem de gece mahvedilmemiş oluyor.
PİRE İÇİN YORGAN YAKMAYIN!

Eve ya da randevuya geç kalmayı çiftlerin tartışmalarına yol açan önemli problemler arasında ele almak gerekiyor. Geç kalmak denildiğinde hemen hemen herkesin aklına otobüsü kaçırmak, trafiğe takılmak ve hazırlanmak için vakit harcamak gibi olaylar geliyor. Bu tip durumlarda sağduyulu davranmak ve tartışmaya mehil vermeden geç kalma sebebini öğrenmek önem taşıyor. Çünkü yargısız infaz yapıldığında ve pire için yorgan yakıldığında durum çok daha fazla alevlenebiliyor ve istemeden de olsa çiftin keyfi kaçabiliyor. Bunların olması için ileriye dönük düşünülmesi ve sakin tavrın korunması gerekiyor.  

29 Haziran 2013 Cumartesi

MUTSUZ VE TATMİNSİZ KADINLAR

Birbirlerini hiç olmadığı kadar çok arzulayan ve evlendikten sonra mutluluklarının cinsellikle birlikte doruk noktasına çıkacağına inanan pek çok çift var. Bu çiftler nikâh masasına oturdukları zaman, “Cinsel açıdan tatmininiz garanti edilmektedir!” diye bir anlaşmaya imza atmamalarına rağmen, içlerinde tutuşan arzu ile birlikte, her şey gibi cinselliklerinin de dört dörtlük olacağına inanıyorlar. Fakat çoğu zaman her şey bekledikleri gibi olmuyor…Cinsel bakımdan terk edilmiş evli bir kadın olur mu hiç? demeyin, çünkü bu bir teori değil. İlk başlarda zevkli bir deneyim olarak paylaşılan cinsellik, daha sonra cinsel isteksizlik ve tatminsizliğin pençesinde kıvranabiliyor. Sonucunda çiftin hayat kalitesinde ciddi bir düşüş meydana gelebiliyor.
TABULARI YIKMAK GEREKİYOR!
Sağlıklı ve mutlu cinselliği engelleyen ve kadınların tatminsiz bir cinsel hayat yaşamalarına neden olan erken boşalma ve iktidarsızlık, her ne kadar görünürde erkek odaklı cinsel işlev bozuklukları olsa da, aslında çiftin ortak sorunudur. Erken boşalma ve iktidarsızlık yaşayan erkeklerin hemen hemen hepsi eksiklik, aşağılanma, küçük düşme, başarısızlık ve utanç duyuyorlar. Cinsel işlev bozuklukları nedeniyle birbirine öfkelenen çiftler gün ve gün kendilerine ve partnerlerine olan güvenlerini yitiriyorlar ve birbirlerinden uzaklaşıyorlar. Hal böyle olunca, tabulaşmış kurallar nedeniyle, cinselliği erkeğin başlatması gerektiğine, erkeğin kadına nasıl zevk vereceğini bildiğine ve cinsellikte erkeğin yönetici olmasının doğruluğuna inanan kadınlar, tatminsizliklerinden dolayı erkekleri suçlamaya başlıyorlar. Ayrıca Sevişme sırasında konuşulmaz!”, “Cinsellik hakkında konuşmak ayıp ve günahtır!”, “Cinsellik içgüdüseldir ve öğrenilmez!”, “Penisin sertleşmemesi partnerin çekici bulunmadığına işarettir!”, “Fantezi kurmak sapkınlıktır!”, “Mastürbasyon yapmak kötü ve kirlidir!”, “Erkeğin penis boyu çok önemlidir! gibi doğru bilinen yanlışlar cinsel sorunların karşılıklı konuşularak çözülmesini de engelliyor. Bu nedenle, cinsel işlev bozukluklarının çiftin sorunu olduğu kabul edilerek, tabulaşmış düşüncelerden kurtulabilmek için mutlaka bir cinsel terapiste başvurulması gerekiyor.
CİNSELLİK KADINLAR İÇİN “SEVGİ” ERKEKLER İÇİN “GÜÇ” ODAKLIDIR!
Çiftlerin birbirlerini sevmeleri ve severek evlenmeleri nedeniyle cinsel hayatlarının iyi olacağına inanmaları, yaşadıkları sorunları çözmekten çok, birbirlerine karşı olan sevgilerini sınadıkları bir sınava dönüştürmelerine neden olabiliyor. Bu sınavda yanlış yapılan her şey kendileri dışında bir sebebe bağlanıyor ve sorumluluklar karşı tarafa yükleniyor. Böylece çift mutsuzlaşıyor. Çözüm için öncelikle kadınların ve erkeklerin doğalarının temelinde yatan “sevgi ve güç” arayışının anlaşılması gerekiyor. Kadınlar sevgi, erkekler ise güç odaklı oluyor. Bu nedenle kadınların cinsel açıdan tatmin olabilmeleri için öncelikle seviliyor olduklarını hissetmeleri gerekiyor. Kadınlar üzüntülü, kafası karışık, bitkin ya da umutsuz olduklarında yalnız olmadıklarını hissetmek istiyorlar, koşulsuz sevgi ve saygı arıyorlar, duygularını paylaşmayı, anlayış ve değer görmeyi arzuluyorlar ama en çok kendilerini dinleyecek bir erkeğe ihtiyaç duyuyorlar. Bunun için erkeklerin kadınların elini tutup, gözlerinin içlerine bakarak, sakin ve anlayışlı bir şekilde dinlemeleri, akıl vermek veya çözüm üretmek yerine duygularına eşlik etmeleri gerekiyor. İşte o zaman kadınlar hem gevşiyorlar ve rahatlıyorlar hem sevildiklerini ve değerli olduklarını hissediyorlar hem de sevişmeye hazır hale geliyorlar. Çünkü kadınlar bildiklerini erkeklerinden DUYMAK, duyduklarını HİSSETMEK, hissettiklerini davranışlarında GÖRMEK istiyorlar. Bu nedenle erkeklerin “Zaten onu sevdiğimi ve sadık olduğumu biliyor!” savunması hiç gerçekçi ve mantıklı görünmüyor. Kadını İSTEKLİ veya MELEKÖFKELİ veya KIRGIN yapmak erkeklerin elinde gibi bir tablo ortaya çıkıyor. Erkeğine sesini duyuran ve anlaşılan bir kadın değişiyor, rahatlıyor ve sevgi dolu oluyor...
KADINLAR NE İSTER…
Erkeklerin sürekli olarak üzerinde düşündükleri fakat bir türlü bulamadıkları sorunun cevabı aslında çok basit gibi... Kadınlar, kendilerini dinleyen ve anlayan, sahiplenme duygusu olan, dokunarak ve bakarak sevgisini ifade eden, anlayışlı erkekler istiyorlar. Kadınların kendilerinin yenilgiye uğradıklarını düşündükleri ve savaşamayacak kadar aciz kaldıkları tek şey kendilerini değersiz hissetmeleri gibi görünüyor. Kadınlar çoğu kez değerli olduklarını hissetmek istiyorlar. Bunu hissettirebilmek için erkeklerin kadınların gururunu okşamaları, her akşam en az yarım saat onları dinlemeleri ve anladıklarını göstermeleri, şefkatli olmaları ve her daim arkalarında olduklarını hissettirmeleri gerekiyor.
KADINLARIN KENDİLERİNİ DOĞRU İFADE ETMELERİ GEREKİYOR!
Her kadının yapısı diğerine göre farklı oluyor. Bazı kadınlar dokunulmaktan, bazıları cinsellik içeren konuşmalardan ya da seslerden, bazıları ise cinsellik içeren görüntülerden etkileniyor ve uyarılıyorlar. Bunu keşfedebilmenin yolu cinsel paylaşımlarda bulunmak ve paylaşımlar üzerine konuşmak olarak karşımıza çıkıyor. Aslında bu sanıldığı kadar zor ve karmaşık bir süreç olmuyor. Kadının nelerden zevk aldığını partnerine ifade etmemesi ya da edememesi, cinsel yönden tatmin edilememiş evli kadınların sayısını her geçen gün artırıyor. Bu nedenle kadınların kendilerine sakladıkları düşünceleri, fantezileri ve içlerine attıkları duyguları anlatmaları gerekiyor. Tercih edilen dokunuşları konuşmak ve yol gösterici olmak daha önce tadılmamış zevklere ulaşılmasını ve cinselliğin bambaşka yönlerinin keşfedilmesini sağlayabiliyor. Çünkü konuşmak, istekleri ifade etmenin ve karşılığında geribildirim almanın en basit ve kesin yöntemi gibi görünüyor. Sevişme sırasında beden dilini kullanmak, inlemek ya da mırıldanmak da olağan çözüm yollarından birisi olabiliyor. Partnerinin zevk aldığını fark eden erkek, seks eyleminde başarılı olduğunu düşünebiliyor, partnerinin hangi durumda, neden ve nasıl tepki verdiğini fark edebiliyor ve geri bildirim verebiliyor. Her erkek, kadınını mutlu etmekten yana oluyor. Bu nedenle kadınların konuşarak ya da beden dillerini kullanarak kendilerini doğru ifade etmeleri hayallerindeki sekse kavuşmaları için önemli bir adım gibi görünüyor.
HER ENGEL BİR FIRSATTIR ANLAYANA...

Her engel bir fırsattır aslında, üzülmek mutlu olmak için, hastalık şifa bulmak için, öfke sevmek için, suç affetmek için, baskı direnmek için, başarısızlık başarılı olmak için, cinsel sorunlar yakınlaşmak için bir fırsat olabiliyor. Bu nedenle çiftlerin hata yapmaktan ve eleştiriden korkmamaları büyük bir önem taşıyor. Birbirlerini koşulsuzca sevmeleri, inanmaları, denemeleri, yılmamaları, mücadele etmeleri ve gerisini zamana bırakmaları gerekiyor. Çünkü zamanla her şey değişiyor.

27 Haziran 2013 Perşembe

ERKEKLERİ MUTLU ETMENİN 10 ŞİFRESİ

Herkesin hayalinde mutlu ve sağlıklı bir ilişki yaşamak vardır fakat pek çok kişi yaşadığı birlikteliklerde zaman zaman sorunlarla karşılaşır, çoğu zaman sorunların sebeplerini bulamaz ve çıkmaza girer. Bu durum, hem kişiye hem partnerine hem de ilişkisine zarar verir. Çiftler yorulur ve farkında olmadan hem birbirine hem de ilişkilerine gereksiz yere zarar verirler. Kişi çevresindeki ilişkilerde gözlemlediği sorunların nedenlerini kolaylıkla bulup, fikir yürüterek çözüme ulaştırabilirken, kendi ilişkisindeki sorunları çözümlemekte zorlanabilir. Bu nedenle çiftler yaşadıkları ilişkilere yukarıdan ve dışarıdan bakabilmelidir. Böylece ilişkilerini sağlıklı ve mutlu bir şekilde yürütebilirler, birbirlerini mutlu edebilirler ve birbirleri için vazgeçilmez olabilirler. İşte erkleri mutlu etmenin şifreleri:
1-TAKDİR EDİN VE ONAYLAYIN!
İnsanlar her zaman ve her yerde, evde, işte, okulda ve ikili ilişkilerinde takdir edilmeye, övgü duymaya ve onaylanmaya ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle, başarılarının küçüklüğüne ya da büyüklüğüne bakılmaksızın, erkeklere ihtiyaç duydukları şey verildiğinde daha çok başarılı olmak için çalışmaya devam ederler. Dolayısıyla, bir erkeği etkilemenin ve yakın tutmanın ilk kuralı onu takdir etmek ve onaylamak, ne kadar beğenildiğini belli etmek ve her zaman yapıcı olmaya çalışmaktır. Çünkü erkekler kendilerini mutlu ve başarılı hissettikleri yerde kalmaktan asla vazgeçmezler. William James’ın dediği gibi “İnsan doğasındaki en derin prensip, takdir edilme isteğidir.” Ayrıca kadınlar ilişki içinde, sosyal çevrede ve alınacak kararlarda partnerleriyle iletişime geçmeli ve onların fikirlerini önemsemelidir. Diğer bir değişle, “SEVGİLİNİZİ ÖNEMSEYİN!” önerisiyle birlikte, partnerlerinin kendileri için çok önemli ve değerli olduklarını onlara göstermelidirler.

2-GÜVENDİĞİNİZİ HİSSETTİRİN!
Erkekler kendilerine güvenildiğinde başarılı olurlar ve yakın olmaya çalışırlar. Kendisine güvenilmediğini düşünen bir erkek çok hata yapar ve güvenmeyen kadından uzaklaşır. Uzaklaşmak bazen bağırıp çağırıp kavga çıkartmayla, bazen küsmeyle, bazen aldatmayla bazen de kadını kışkırtıp kendinden uzaklaştırmayla gerçekleşebilir. Çünkü güvensizlik erkeklere çok acı verir. Ve hiçbir erkek kendine acı veren bir kadına yakın olmak istemez.

3-İHTİYAÇ DUYDUĞUNUZU HİSSETTİRİN!
Kadınlar bir taşla iki kuş vurabilirler… Öncelikle kadınlar, kadın olduklarını hatırlamalı ve bunu sevgililerine hissettirmelidirler. Bunun için bazen bir adım geride durmalı ve erkeklere ihtiyaçları olduklarını göstermelidirler. Her şeyi kendi yapabilen ve erkeğine ihtiyaç duymayan bir kadın, erkekler için çekici değildir. Çünkü erkek o zaman kendini işe yaramaz hissedebilir ve o kadından uzaklaşabilir. Bu durum erkekler için en can alıcı noktalardan biridir. Kadınlar ihtiyaç duyduklarını hissettirdiklerinde hem sevgililerini kendilerine bağlayabilirler hem de bu durumun keyfini çıkartabilirler.

4-HİZMET ETMEKTEN GOCUNMAYIN!
İkili ilişkilerde ve özellikle evliliklerde, her ne kadar Hayat müşterektir!” denilse de, erkeklerin kendilerine hizmet edilmesini bekledikleri gerçeğini değiştirmez. Kendilerini ülkeyi idare eden bir kral gibi gören erkekleri bu rüyalarından uyandırmak asrın hatası olur. Bu nedenle, aşırıya kaçmamak kaydıyla, kadınlar erkeklerine hizmet etmekten gocunmamalı ve bunu yaparken güler yüz göstermeyi ihmal etmemelidir. Unutmayın ki, Kral’ın hazinesi Kraliçe’sinindir. Bu nedenle, erkeklere bir şövalye, bir kral gibi davranılmalı ve öyle oldukları hissettirilmelidir. İnanın, KRALMIŞ GİBİ DAVRANIN!” önerisi her zaman işe yarar.

5-AKIL VERMEKTEN VAZGEÇİN!
Sevgili olan kadın ile anne olan kadını birbirinden ayıran düşünce sisteminin başında içgüdüsel olarak “akıl verme” eğilimi gelir. Bu yanlışa düşmek ve anne rolüne bürünmek bir erkeğin bir kadından isteyeceği en son şeydir. Bu nedenle, sevgili olan kadın imajından vazgeçmeden, kadınlar olayları neden sonuç ilişkisinde sevgilileriyle tartışarak göstermeyi tercih etmeli ve kendileriyle ilgili son kararı yine onların vermesini beklemelidirler. Böylece, haklılıklarını kendi iradeleriyle doğrulamalarına fırsat tanımış olurlar. Aksi bir durum yani akıl vermek erkeğe kendisini yetersiz, değersiz, iş bilmez veya beceriksiz hissettirecektir.
6-SEKSE ASLA “HAYIR!” DEMEYİN!
Cinselliğin aşkı alevlendirdiği ve bağlılığı artırdığı artık kabul edilen bir gerçektir. Bu nedenle, çiftler ellerindeki en güçlü ve şifa veren silahı yani seksi daha çok kullanmalı ve hayatlarında vazgeçilmez bir yere koymalıdırlar. Cinsel birleşme erkeğin içindeki duygularla bağlantıya geçmesini ve sevgi gereksinimi duymasını sağlayan, kadının ise sevildiğini ve değerli olduğunu hissetmesine hizmet eden bir araçtır. Bu nedenle kadınlar sekse asla “Hayır!” dememeli ve kendilerine verilmiş değerli bir armağan olarak görmelidir.

7-ZİHNİNİZİ OKUMASINI BEKLEMEYİN!
Kadınlar moralleri bozuk olduğunda veya üzücü bir durum yaşadıklarında, partnerlerinin bu durumları kendiliğinden anlamalarını beklemek yerine, paylaşmayı ve açık iletişim kurmayı tercih etmelidir. Çünkü erkekler onların zihinlerini okuyamazlar. Diğer bir değişle, kadınlar “Beni sevseydi ne çektiğimi anlardı!” veya “Neden üzgün olduğumu ben söyledikten sonra bunun bir anlamı yok!” gibi düşüncelerden kendilerini kurtarmalıdır.

8-SUÇLAMAYIN!
Sıcağı sıcağına konuşmak bazı konularda işe yarasada, tansiyonun yükseldiği ve çiftin ruh halinin uyuşmadığı durumlarda çoğunlukla hüsranla sonuçlanıyor. Erkek partnerin öfkeli olduğu durumda karşı tarafın sakin olması gerekiyor. Aynı anda sert çıkışlar yapmak, yangına körükle gitmeye benziyor. Çiftlerin böyle bir tavır alması, ilişkinin daha da içinden çıkılmaz bir hal almasına neden oluyor. Bu nedenle, kadınların erkeklerle konuşurken suçlayıcı ve eleştirel olmaması gerekiyor. Suçlanan erkek kendini eksik ve beceriksiz hisseder, öfkelenir ve kadından uzaklaşmak için bahaneler yaratır.

9-UYGUN ZAMANDA UYGUN BİR DİLLE KISA VE NET KONUŞUN!
Erkekler kadınları uzun bir süre dinlemekte ve konuşmayı takip etmekte zorlanırlar. Bu nedenle erkeklerle kısa ve net bir şekilde konuşmak ve aynı anda birden fazla konu hakkında bahsetmemek gerekiyor. Kadınlar, lafı dolandırmaktan ya da ima etmekten daha çok kesin ve kısa konuşmaları tercih etmelidir. Ayrıca, erkek bir şeye odaklandığında onunla konuşmak doğru bir an değildir. Çünkü erkek odaklandığı şey devam ettiği sürece kadını dinlemekte zorlanacaktır.

10-HESAP SORDUĞUNUZU HİSSETTİRMEYİN!
Erkeklerin doğasında olan özgürleşme içgüdüsüne karşın kadınların benimsediği sahiplenme ve ilgilenme duyguları kadın ve erkek arasında uçurum oluşturan noktalardan biridir. Diğer bir değişle, erkek partnere hesap sormak, özgürlüğünün peşinde olan bir kartalın ayağına pranga takmakla aynıdır. Bu nedenle, kadınlar Nerede kaldın? demek yerine Seni çok özledim!, Saatlerdir kiminle konuşuyorsun? demek yerine “Seninle konuşmaya hasret kaldım!” demeyi öğrenmelidir. Bunun yanında ses tonu ve kelimelerin seçimini de çok önemlidir.

19 Haziran 2013 Çarşamba

EVLİLİK KORKUSU

“Evlilik kelimesi beni çok korkutuyor!”, “Henüz evliliğe hazır değilim!”, “Evlenmek hiç bana göre değil!”, “Evlenmek istiyorum fakat bir türlü bunu başaramıyorum!”, “Evlenmek istesem bile, evlenebileceğim biri yok!” şeklindeki tüm yargılar evlenme kararı almaktan kaçınmak anlamına gelebiliyor ve evlilik korkusu olarak değerlendiriliyor. Yeni bir aile sahibi olmanın anahtarı olan evlilik, birbirini seven iki karşı cinsin toplum ve yasalar tarafından verilen izinle aynı evi paylaşmalarıdır. Bununla bitmeyen evlilik; aileden ayrılarak büyüyebilmek için bir araç, toplumsal statü sahibi olmak, ekonomik destek almak, çocuk sahibi olabilmek, düzenli ve sağlıklı cinsel yaşama kavuşabilmek, ait olma duygusunun güvencesini hissetmek gibi pek çok güzel şeyle anlam bulan sosyal bir kurumdur.
EVLİLİK KORKUSU NEDİR?
Evlilik korkusu, evlendikten sonra alınması gereken sorumluluklar, kaçırılacak fırsatlara olan düşkünlük, kişinin yakın çevresinde, ailesinde ve toplumda gözlemlediği olumsuz evlilik örneklerinden edindiği bilgiler ve tecrübeler nedeniyle kişinin yaşadığı içsel bir korkudur, psikolojik olarak yaşanan bir bağlanma korkusudur. Karşı tarafa bağımlı yaşamak, onun fikirlerini önemsemek zorunda kalmak, bir başkasının sorumluluğunu almanın dayanılmaz ağırlığı, fedakârlık yapmanın beklenmesi, maddi ve manevi imkânları paylaşma zorunluluğu gibi durumlar evlilik korkusunu besleyen unsurlardır.
İNSANLAR EVLİLİKTEN NEDEN KORKAR?
Uzun zaman tek başına bekâr yaşayan kişiler başka bir insanla birlikte yaşamayı kabul etmekte zorlanıp evlilikten kaçabilirler. Pek çok kişinin evlenmekten korkmasının en baştaki nedenlerinden biri birey olmaktan bir şekilde çıkma endişesidir. Bunun dışında, doğru insanı bulma umudunun az olması, boşanmanın zor olması,  yanında mükemmel bir insan olsa bile yeni insanlarla tanışma fırsatını kaçırmak istememe, kişinin bireysel olarak sadece kendi istekleri doğrultusunda davranamayacağını düşünmesi, daha önceki düzenin artık başkasına göre uydurulma gereksinimin ortaya çıkması, her anına tanıklık eden birinin varlığından duyulan rahatsızlık, şu ana kadar hiç tanımadığın kişilerle akraba olma düşüncesi, kılıbık olma korkusu, bazı davranış ve düşünceleri değiştirme zorunluluğu insanları evlilikten korkutan nedenlerin sadece bir kaçıdır.
EVLİLİK KORKUSUN BELİRTİLERİ…
Evlilikten korkan kişiler çoğu zaman bağlanmaktan korkarlar ve uzun süreli birliktelikler yaşayamazlar. Yalnız yaşamayı severler ve yalnız yaşayan insanlarla yakınlaşmak isterler. Fazla ayrıntılı ve mükemmeliyetçi düşünebilirler, bencil olabilirler.
KİŞİSEL GELİŞİM İŞE YARIYOR…

Toplum kurallarından ayrılarak bireyselleşmeye başlayan ve bu bireyselliği özgürlük olarak nitelendiren kişiler evlilik kurumu ve bilinci ile ilgili tüm önermelerle çatışırlar. Bunun altında yatan asıl sebep gerçek problemlerden kaçıştır. Bu anlamda bakıldığında, bireyin iç dünyasında oluşturduğu evlilik korkusu aslında bir savunma mekanizmasıdır. Birey içsel sorunlarını fark eder fakat bunlarla yüzleşemez ve dolayısıyla, güzel bir ilişki kurmayı başaramaz. Evlilik korkusunu anlama ve korkuyla başa çıkabilmek adına çözüm üretme süreci kişinin bireysel gelişimi için de bir başlangıç noktası olabilir. Eğer içsel korku çözülmeden, sırf toplumsal baskı nedeniyle bir evlilik planlanırsa, kişinin bilinçdışında geliştirdiği korku evlilik hayatında sorunların büyümesine neden olabilir. Çift terapilerine baktığınızda, çift görüşmelerinden sonra sürecin daha çok bireysel terapi şeklinde gittiğini görebilirsiniz. Evlilik korkusunu yenmek için kişinin özgüvenini arttırması ve başkalarına güvenmeyi öğrenmesi kadar paylaşmayı öğrenmeleri ve önyargısız olmaları gerekiyor. Ayrıca terapi almak, kişisel gelişim yoluyla korkunun üstüne gitmek ve doğru bir ilişkiden neler beklediğinin tam anlamıyla netleştirilmesi işe yarayabiliyor.

12 Haziran 2013 Çarşamba

ÇİFT ÇOCUKLAR AYAKTAYKEN ANNE-BABA ONLAR YATTIKTAN SONRA KARI-KOCA OLUR

Kişinin özel alanı ve gizlilik gibi anlamlarda kullanılan mahremiyet, ‘gizli olma durumu’ demektir. Özel muhabbetlerin, yakınlaşmaların ve cinsel konuşmaların yapılması gereken “MAHREMİYET ANLARI” sağlıklı ve mutlu bir evlik ve aile hayatı için vazgeçilmezdir. Özellikle toplumumuzun mahremiyet anları uygulamasına çok ihtiyacı var. Çünkü yaşları kaç olursa olsun, çocuklar genellikle erken yatmazlar ve anne-babanın yatana kadar tepesinde olurlar. Bu da aile ve evlilik sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabiliyor.
MAHREMİYET ANLARI UYGULAMASI AİLE HAYATINI KORUYOR!
Karı-koca mahremiyet anları uygulaması hem anne-babalar için hem de çocuklar için çok faydalıdır. Çocuklar hem gereksiz televizyon programlarını ve dizilerini izlemezler hem de erkenden yatıp uykularını alırlar. Anne-babalarda hem kafalarını dinlerler hem cinsellik yaşayarak birbirlerine sevgileri gösterirler ve birbirlerini rahatlatırlar hem de el ele tutuşup, göz göze bakışarak sağlıklı iletişim kurarlar.
ÇİFT ÇOCUKLAR AYAKTAYKEN ‘ANNE-BABA’, ONLAR YATTIKTAN SONRA ‘KARI-KOCA’ OLUR!
Özellikle çalışan ebeveynlerde sıkça rastlanılan sorunlardan biri olan iletişimsizlik ve kaliteli zaman geçirememe, beklenmedik aile sorunlarının ve parçalanmaların habercisi olabiliyor. Ev içinde ve dışında yeteri kadar birbirlerine vakit ayıramayan, ÖZEL VE KALİTELİ ZAMAN YARATAMAYAN yani mahremiyet anları uygulamasını hayatlarına sokmayan çiftler, zamanla sevgilerini ve cinsel tutkularını yitirebiliyorlar. Bunun en önemli nedenlerinden biri, gün içinde çalışan ebeveynlerin çocuklarına daha fazla vakit ayırabilmek adına, eşleriyle olan iletişimlerini azaltmaları ve ortak buluşma noktalarını çocuklar üzerine kurmalarıdır. Ana teması sevgi ve fedakârlık üzerine kurulu olan anne-baba ilgisi, zamanla çiftin birbirilerinden soğumalarına yol açabiliyor. Çünkü ebeveynlerin, özellikle de çalışan annelerin yaşadıkları en büyük duygusal kaygılardan biri, çocuklarına iyi ve yeterli bir anne olamamaktır. Bu nedenle tüm gün çocuklarından uzak kalan çiftler akşam eve geldiklerinde tüm ilgilerini ve vakitlerini çocuklarına verebiliyorlar ve birbirlerini ihmal edebiliyorlar. Ancak şunun altını özenle çizmek gerekiyor: ‘Çocuklar ayaktayken çift anne-baba, çocuklar uyuduktan sonra karı ve koca olur!’ Sağlıklı ve mutlu bir aile yaşantısı için çiftin bu iki görevi birbirine karıştırmaması, karı-koca olmayı anne-baba olmaya kurban etmemesi gerekiyor. Sağlıklı ve doğal olan, anne-baba olmayı ihmal etmeden ve çocuklara yaşlarına uygun sorumluluklar vererek karı-koca olmaktır.
ÇOCUKLARIN ERKENDEN YATIRILMASI ŞART!

Çocuklarda büyüme hormonu saat 22.00 ile 02.00 arasında en fazla salgılandığından, gelişmenin daha hızlı olması için çocukların erkenden yatırılması gerekiyor. İşten eve gelindiğinde mutlu bir aile ortamı sağlayabilmek için çiftin çocuklarına ait günlük yapılması gereken işleri ve bu işlerin yapılmasına en uygun saatleri belirlemesi, hem çocukların sağlıklı gelişimlerine katkıda bulunabilmek hem de karı-koca olabilmenin mutluluğuna varabilmek için gereklidir. Bunun için ilk önce çocuklara uyku saati şartı konulmalıdır. Çocuklar kavun-karpuz gibidir ve yata yata büyürler ve olgunlaşırlar. Böylece çift günün belirli bir vaktine kadar (Örneğin 21.00’a kadar) anne-baba olarak, ebeveyn olarak çocuklarıyla vakit geçirebilir, belirlenen saatten sonra karı-koca olarak kaliteli zaman geçirebilirler. Ayrıca çocuklarla geçirilen vakti kaliteli kılmak, onlarla ne kadar çok vakit geçirildiğinden çok daha önemlidir. Yani süreden ziyade kaliteli zaman geçirmek daha önemlidir. Böylece mahremiyet anları uygulamasıyla çift birbirine daha çok vakit ayırabilir, baş başa, el ele sohbet edebilir, erotik bir şekilde birbirine dokunabilir, sevgilerini gösterebilir, özel paylaşımlarını güçlendirebilir ve cinsel hayatlarını renklendirebilir. Bu durum sağlıklı ve mutlu bir anne-baba olmanın da ön koşuludur. Huzurlu insan, sağlıklı cinsellik, mutlu bir evlilik ve aile yaşantısının temelidir.

1 Mayıs 2013 Çarşamba

ANKARA’DA EVLİLİK TERAPİSTİNE BAŞVURMAK


Evlilik terapisi; birbiriyle çatışmada olan iki insanın etkileşimini değiştirmek için düzenlenmiş bir psikoterapi biçimidir. Evlilik terapisi, karı ve koca arasındaki sorunlar üzerinde yoğunlaşan bir terapi yaklaşımıdır. Evlilik terapistleri, çeşitli taktikler kullanarak eşlerin adil bir şekilde duyarlı oldukları konuları tartışabilmelerini, kendilerini anlamalarını, yeni ilişki ve etkileşim becerileri kazanmalarını ve sorunları konusunda bir içgörü kazanmaları konusunda onlara yardım eder. Terapide genel amaç, eşler arasındaki çatışmaları azaltmak, çözmek ve aynı zamanda eşler arasında var olan etkileşim sisteminin dengesini değiştirmeye çalışmaktır.
EVLİLİK SORUNLARI DERİN BİR HAYAL KIRIKLIĞI YARATIR...
Evlilik ve ilişki sorunları insanların yaşamlarındaki problemlerin en rahatsız edici olanlarından biridir. Gerçekte her evlilikte tartışmalar, fikir ayrılıkları ve bunlara bağlı olarak bazı problemler yaşanabilir ancak kimi zaman bu problemler çiftlerin derin bir hayal kırıklığı yaşamalarına, birbirlerinden uzaklaşmalarına ve evliliğin devamını sorgulamalarına kadar varabilir. Oysa bu olumsuz süreci durdurmak mümkündür. Çiftler bunu bazen kendi çabalarıyla, kişisel gelişim kitaplarından faydalanarak ve problem çözme becerileri geliştirerek başarabilseler de bazen bir evlilik terapistinden profesyonel yardım almaları gerekebilir.

EN SIK GÖRÜLEN EVLİLİK SORUNLARI...
Bağlılık, kıskançlık, öfke kontrol bozukluğu, güvensizlik, evlilik dışı ilişkiler, cinsel sorunlar, boşanma ve ayrılıklar, zayıf iletişim, aile içi kötü muamele vb. nedenlerin tümü, çiftler ya da bireyler için tartışma konusu olabilir. Çiftler bu tür bir sorunla başa çıkamadıklarında, nitelikli bir evlilik terapistinden yardım istemelidir.

HİÇBİR EVLİLİK MÜKEMMEL VE SORUNSUZ DEĞİLDİR…
Hiçbir evlilik mükemmel ve sorunsuz değildir. İster sevişerek evlensinler, ister görücü usulüyle evlensinler, hemen hemen her çift evliliği boyunca zaman zaman yardıma ihtiyaç duyabilir. Ayrıca evlilik terapisi almak için mutlaka çok sıkıntılı bir evlilik içinde olmak da gerekmez. Bazen çiftler ilişkilerini daha da geliştirmek ya da çıkabilecek sorunları önlemek amacıyla da evlilik danışmanlığı alabilirler veya KİŞİSEL GELİŞİM VE İLİŞKİ GELİŞTİRME PROGRAMLARINA katılabilirler.

EVLİLİK TERAPİSTİNE BAŞVURMAK…
Evlilik terapisi evli çiftlere, evli olmayıp birlikte yaşayan çiftlere faydalı olabilir. Ayrılmış ya da boşanmış çiftler de, çıkabilecek zorluklar ve karmaşık duyguları keşfetmek adına İLİŞKİ DANIŞMANLIĞI isteyebilmektedir. Bu çiftin iletişimi korumak ya da yeni bir ilişkinin müzakeresini yapmak adına evlilik terapistleri yardımcı olabilir. Ortada bir çocuk olduğunda bu konuşmayı yapmak daha da önemli olabilir. Birçok çift samimi, destekleyici ve tatmin edici bir ilişki yaşamak ister. Evlilik terapisti genellikle bir kriz anında ya da umutsuzlukta aranmaktadır. Aslında normal bir ilişki gidişatı içinde, her hangi bir noktada, evlilik terapistinden yardım alınabilir. Eşle ya da partnerle konuşabilmek ya da bazı şeyleri düşünebilmek adına terapiye zaman ayırmak yaygın olarak görünen bir durumdur. Evlilik terapisi, daha mutlu ve olumlu bir çözüm için uygun olan bir adımdır. Bunun için google’dan önce bulunduğunuz ilin adını, daha sonra da “evlilik terapisi” veya “evlilik terapisti” kelimelerini yazıp, arama yapmak ve size en yakın evlilik terapistine başvurmak evlilik ve ilişki sorunlarını çözmenin yarısını oluşturur, geri kalan kısmı ise TECRÜBELİ BİR EVLİLİK TERAPİSTİ halledecektir.