17 Nisan 2013 Çarşamba

EVLİLİĞİN 10 DÜŞMANI

Herkesin hayalinde mutlu ve sağlıklı bir ilişki yaşamak vardır fakat pek çok kişi birlikteliklerde zaman zaman sorunlar yaşar, yaşadığı sorunların sebeplerini bulamaz ve çıkmaza girebilir. Bu durum hem çifti umutsuzluğa düşürür hem de ilişkilerini sekteye uğratır. Çiftler yorulur ve farkında olmadan birbirlerine ve ilişkilerine gereksiz yere zarar verebilir. Hal böyle olunca, her ilişkide yaşanabilen fakat kaçınılması gereken, evliliğin 10 düşmanını tartışmaya açtım, işte çarpıcı başlıklar:
1-KAYINVALİDE SENDROMUNA DİKKAT!
Evliliği olumsuz yönde etkileyen nedenlerin başında gelin-kaynana sorunu geliyor ve bu sorun çiftin evlilik hayatını zannettiklerinden çok daha fazla etkiliyor. Bunun en büyük nedeni ön yargı olunması. Ülkemizde depresyona girip terapiste giden kadınların %70’i kayınvalide-gelin çatışmasından dolayı şikâyetçi oluyor. Bu konuda kadınların yaptığı en büyük yanlışların başında kayınvalide ile sözlü münakaşaya girmek, düşman olmak, irtibatı azaltmak ve eşe bu konuda baskı yapmak geliyor. Fakat bunların hiç biri çözüm olmuyor, aksine, kayınvalideyi tanıyıp doğru adımlar atmak, çiftin sağlığından olmaması,birbirlerinden nefret etmemesi ve evliliklerini bitme noktasına kadar getirmemesi için yapılması gereken en doğru davranış gibi görünüyor.
2-YATAĞINIZI AYIRMAYIN, SEKSİNİZİ CEZALANDIRMAYA KURBAN ETMEYİN!
Haz ve mutluluk kaynağı olan seksin cezalandırmaya kurban edilmemesi gerekiyor. Duygusal, fiziksel ya da cinsel anlamda kırılan kadınların öçlerini almak için eşlerine uyguladıkları bir numaralı cezalardan biri olan yatakta soğuk davranma, evliliği bitiren nedenlerin arasında ikinci sırada yer alıyor. Birçok kadın bu kısıtlamayı yatağını ayırmadan yaparken birçoğu da dozajı artırarak ayrıodalarda yatma cezası verebiliyor. Kadın bu kısıtlamayı getirirken, kendini de cezalandırdığını unutuyor. Doğası gereği her insan kızgınlıktan kaynaklanan aksamalar yaşandığı zaman, partnerinin artık kendisini istemediğini düşünebilir. Bu da olası tartışmaların habercisidir. Çünkü cezalandırmak için bir kereye mahsus yapılan cinsel kısıtlama eylemi, zamanla alışkanlık haline gelebiliyor. Bu nedenle çiftin cinsel kısıtlamanın evliliklerin kaçınılmaz sona gelmesi için ortam hazırladığını unutmaması gerekiyor. Ayrıca erkeklerin içlerindeki sevgiyle ve kadınsı yönle bağlantıya geçme ve bunu partnerlerine ifade etme yollarından biri sekstir. Kadınların bundan yakınmak yerine, bu farkı algılayıp erkeklerin kalplerinin kilidini seksle açmalarında fayda var. Çünkü ‘sevmek’ belki bir şeydir ama ‘sevildiğini bilmek ve hissetmek’ çok şeydir, büyük bir zenginliktir.
3-HEYECANIN BİTMESİNE MÜSAADE ETMEYİN…
Çiftlerin evlilik ilişkisinde heyecanın bitmemesi için ellerinden geleni yapmaları gerekiyor. Çok büyük aşk yaşanarak başlayan ilişkinin monotonlaşması ve cinsel arzunun yerini cinsel isteksizliğin alması evliliğin bitmesine yol açan nedenlerden üçüncüsü olarak karşımıza çıkıyor. Bu durumda çiftlerin yaptığıen büyük yanlış durumu kabullenmek oluyor. Bunun yerine çiftin ilişkideki huzuru kaybetmemek için çaba sarf etmesi, küçük sürprizlerle evliliğe hareket getirmesi ve birbirlerine daha çok zaman ayırması için ortak sosyal faaliyetlerde bulunması gerekiyor. Şaşırtmak ise bu süreçte yapılması gereken en önemli davranış gibi görünüyor. Ayrıca sevginin bir ateş olduğunu, ateşin sönmemesi için sürekli beslenmesi yani ilgilenilmesi gerektiğini, aksi takdirde ateşin külleneceğini ve küllenen ateşin alevlenmesinin çok zor olduğunu hiç unutmamak gerekiyor.
4-ŞİDDET OLDUĞUNDA TERAPİ ALMAK ŞART…
Şiddet sözün bitti yerdir ve insan hakları ihlalidir. Kadının kendisine ve kişiliğine karşı yapılan saldırı boşanma nedenleri arasında dördüncü sırada yer alıyor. Direk boşanma sebebi olanşiddetti önleyebilmek için çiftin bir evlilik terapistine giderek yardım almasıtavsiye edilmektedir.
5-AYRILMA VE BOŞANMA KELİMELERİNİ AĞIZA SAKIZ YAPMAMAK GEREKİYOR…
Ayrılma ve boşanma kelimelerinin ağza sakız yapılmaması gerekiyor. Evliliklerin sonlandırılmasının bir diğer nedeni de Bitti!’, ‘Ayrılalım!’,‘Boşanalım!’ gibi kelimelerinin ağızdan hiç düşürülmemesidir. Nasıl ki bir şeyin 40 defa söylenince gerçekleşeceğine inanılıyorsa, devamlıayrılık laflarını kullanmak da ayrılık getirebiliyor. Her tartışmanın sonuna ayrılık cümlelerini eklemek, çiftin bilinçdışında yer ederek kendilerini ayrılığa odaklamalarına yol açabilir. Bu nedenle çiftin enerjisini ilişkiyi bitirmek yerine sorunun üstesinden gelebilmek adına kullanmalarında fayda var.
6-İLETİŞİM SANATI ZAMANLA ÖĞRENİLEBİLİYOR…
İletişim bir sanattır ve bu sanat zamanla öğrenilebiliyor. Hemen hemen her çift konuşamamaktan yakınır ve evliliği bitiren sebeplerin başında iletişim sorunları gelir. Oysa iletişim hayatı devam ettirebilmek için su içme kadar gerekli olan bir eylemdir. Çünkü iletişim ilişkinin sağlam temellerini oluşturmaya yarayan en büyük etmendir. Evliliklerde yaşanan iletişim sorunları çiftin birbirini ve ilişkisini çevresindekilerle kıyaslaması, birbirinin sözünü kesmesi ya dayüksek sesle partnerini bastırmaya çalışması ve genelleme yapmasıdır. Son zamanların en çok kullanılan cümlelerinden biri olan ‘Konuşacak bir şey bulamıyorum!’ cümlesi bu açıdan çok manidardır. Çift aklına gelebilecek herşeyi birbiriyle paylaşmalıdır, böylece aralarındaki bağ güçlenecektir. Unutmayın ki, paylaşmak güzeldir!
7-SORUMLULUKTAN KAÇMAK YERİNE SORUMLULUK ALMAK GEREKİYOR…
Evlilik ilişkisinde sorumluluktan kaçmak yerine sorumluluk almak gerekiyor. Özellikle çalışan çiftlerin karşılaştıklarızorluklardan biri de evlilik yükünün tek tarafa yüklenmesidir. Ev işleri, çocuk bakımı, alışveriş ya da fatura ödemelerinin tek tarafa yüklenmesi kişiyi aşırıstrese sokuyor ve öfkelendiriyor. Bu da evliliğe yansıyor ve evlilik bağının kopmasına neden olabiliyor. Burada yapılması gereken, kadın erkek ayrımıyapmaksızın yapılacak işleri ortaklaşa yapmak olmalıdır.
8-İNATLAŞMA KONUSUNDA İNAT OLMAMAK GEREKİYOR…
İnatlaşma konusunda inat olmamak gerekiyor. Kişinin kendi hâkimiyetini kabul ettirebilmek için inatlaşma adı altında karşı tarafa baskı kurmasısık karşılaşılan bir durumdur. Bu da çiftin birbirinden soğumasına neden olan ve ilgisizliğin ortaya çıkmasına yol açan bir harekettir. Bu durum evin içerisinde savaş çıkmasına neden olacağı gibi evliliğin sekizinci önemli düşmanıdır. Oysaki evliliklerde zaman zaman kadının zaman zaman ise erkeğin sözü geçmelidir.
9-KISKANÇLIK BAHARAT GİBİDİR, AZI KARAR, ÇOĞU ZARARDIR…
Kıskançlık baharat gibidir, azı karar, çoğu zarardır.Sahip olduğunu kaybetme korkusuyla açığa çıkan kıskançlık duygusu patolojik olabiliyor, evlilikleri ve çiftin ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyebiliyor. Kıskançlık kişinin içinde barındırdığı bir duyguyla ortaya çıkabildiği gibi, eşin düşüncesizce yaptığı eylem sonucu da gelişebiliyor. Patolojik kıskançlık nedeniyle kişi, kuşkucu davranarak eşini evden ve kendisinden soğutabiliyor, savunmaya geçen eşle ciddi tartışmalara girebiliyor ve evliliğini bitme noktasına getirebiliyor. Bu durumda yapılması gereken şey sakin, sabırlı, açık ve net olmak gibi görünüyor. Oysa kıskançlık bir baharat gibidir, nasıl ki baharatın azı yemeğe tat verir, fazlası yemeği yenemez hale getirirse, kıskançlıkta dozunda ilişkiyi sıcak tutar, dozu aşılınca soğutur.
10-ALDATMA BİR YOL KAZASIDIR…
Bir yol kazası olan aldatmaevliliği bitiren sebeplerin başında geliyor. Aldatma meydana geldiğinde misilleme yapmak, duygularıbastırmak, yüze vurmak ve ayrıntılara dalmak yerine ‘Aldatılmak bana neyi öğretti?’ diye sorabilmek ve bir evlilik terapistinden yardım almak en bilgece yaklaşım olacaktır.

4 Nisan 2013 Perşembe

AŞKIN DÖRT HALİ

Romantik aşk efsanesine gönlü kaptırmak çok kolay ve eğlenceli görünüyor. Ancak buna rağmen yüzükler takıldıktan sonraki dönemin sancılı geçtiğinden yakınan çiftlerin sayısı her geçen gün artıyor. Pek çok çift Kayahan’ın şarkısında dediği gibi “Ben nerede yanlış yaptım!” diyor. Çünkü yakın ilişkilerin 4 evresi olan flört, nişanlılık, evlilik ve ebeveyn olma dönemleri birbirine karıştırılıyor, her dönemin gereklilikleri tam olarak bilinmiyor, aynı beklentilerle çiftler yollarına devam etmeye çalışıyorlar ve anlamlandırılamayan hayal kırıklıkları yaşayabiliyorlar. Türkiye Psikoterapi ve Psikoterapistler Derneği (PSİKODER) evlilik terapistleri evliliklerde mutluluğu yakalayabilmenin en önemli şartlarından biri olan, her dönemin birbirinden farklı ve ayrı bir güzelliği olduğunun benimsenmesi fikrine dikkat çekiyor.

FLÖRT DÖNEMİ
Külkedisi ve Yakışıklı Prens masalında olduğu gibi, bulutlar üzerinde yaşanılan yoğun bir aşk gibidir flört dönemi. Aslında ne kadın kendisidir ne de erkek! Birbirlerini tanımaya çalıştıkları, ortak noktalarını keyfettikleri bu dönemde her iki cinste karşılıklı olarak kandırmaya çalışır önce kendilerini sonra birbirlerini! Olayın doğası gereği yapılması şart koşulmuş bir eylemmiş gibi, köprüyü geçinceye kadar devam eden bu yalan dolanın içinde sır olup gidiyor aşk… Beklentilerin yansıtılmadığı bu dönemin süresi ne kadar uzun olursa olsun, fırsatlardan yararlanılmadığı sürece, sağlıklı bir ilişki elde edilmesi oldukça zor görünüyor. Bu nedenle, ilk izlenimin verildiği, ilk bakışların, ilk dokunuşların ve ilk adımların atıldığı bu dönemde, geleceğe atıfta bulunabilmek adına net olunması gerekiyor. Çiftin bunu başarabilmesi için kendileriyle barışık olmaları, ilişkilerindeki rollerini bilmeleri, ortak noktaları keşfetmeleri, ‘savaşma seviş’ fikrini benimsemeleri, ilişkinin niteliğine önem vermeleri ve olumlu ya da olumsuz iletişim kurmaktan asla kaçınmamaları, bu süreçte önemli bir yer tutuyor.
 
NİŞANLILIK DÖNEMİ
Nişanlılık dönemine çift, aileler ve toplum remi anlamlar yükler ve bu durum çiftin üzerinde baskı oluşturur. Aşklarını taze tutabilmek için evlilik kararı alan çiftlerin, kültürümüz gereği birbirlerini çok daha iyi tanıyabilmek adına nişanlılık dönemine tabi tutulması, bir takım problemlerin doğmasına neden olabiliyor. Psikolojik olarak, rahat bir dönemden, kontrol ve baskının yoğun bir şekilde hissedildiği bir döneme girmek, çiftin karamsarlığa düşmesine, karamsarlıkla birlikte ilişkilerindeki rolleri karıştırılmalarına, beklentilerinin artmasına, hâkimiyet duygusunun gelişmesine ve bitmek bilmeyen soru işaretleriyle dolu tartışmalara neden olabiliyor. Kılıç kalkan kuşanıp savaşa gitmektense, çiftin birbirinin bedenini tanıması, duygularını geliştirmesi, dokunuşlarının ve öpüşmelerinin sıklığını artırması ve cinsellik üzerine konuşulmaları, bu süreçte çok daha yararlı olabiliyor.
 
EVLİLİK DÖNEMİ
Evlendikten kısa bir süre sonra, ‘Biz birbirimiz için yaratılmışız!’ sözleri zamanla anlamını yitirebiliyor. Evliliğin yolunda gitmesi için toplum kalıplarının dışına çıkmak gerekiyor. Evlilik ilişkisisevgi, saygı, paylaşma ve hoşgörü ile yürütülürse mutluluğun, başarı ile yürütülemez ise de mutsuzluğun başlıca kaynaklarından biri olabiliyor. Sabır, sadakat, koşulsuz sevmek, samimiyet, tutku ve saygı olursa, mutlu bir birliktelik ve sağlıklı bir seks hayatı olabiliyor. Birlikte duş alarak, birlikte aynı yatakta uyuyarak, birlikte baş başa sohbet ederek, sevişip, düzenli seks yaparak birbirlerine olan tutkularını ifade eden çiftler, evliliklerinde karşılaştıkları sorunlara ve tartışmalara pembe gözlükle bakabiliyorlar, sorunlarını yumuşatabiliyorlar ve zamanla çözebiliyorlar. Ancak birbirlerine olan tutkularını ifade edemeyen ya da saklamayı tercih eden, birlikte duş almayan, birlikte yatıp uyumayan, her defasında partnerlerini cinsellikle cezalandıran, baş başa sohbet etmeyen çiftler ise evliliklerinde karşılaştıkları sorunlara ve tartışmalara siyah gözlükle bakıyorlar, sorunları sertleştiriyorlar ve zamanla kendilerini mutsuzluğa mahkûm edebiliyorlar. ÖNEMİ

Çift anne-baba olduğunda işler çok daha farklı bir boyuta geçiyor. Bu dönemde çocuk sahibi olmak çiftin tüm ilişki dinamiğini değiştirebiliyor. Sadece ikili ilişkilerde değil çiftler artık her konuda yani uyku, yemek, evdeki kalabalık, sosyal roller, sorumluluklar, cinsel yaşam, beklentiler, akraba ilişkileri gibi konularda değişim yaşıyorlar ve buna adapte olmakta zorluk çekiyorlar. Bu dönemin sağlıklı bir şekilde atlatılması için öncelikle erkeğin çocuğun kadının dünyasında yarattığı değişimi algılaması gerekiyor. Çünkü burada en büyük değişimi anne yaşıyor. Bunun dışında, çocuğun çifttin her ikisinin de çocuğu olduğunun benimsenmesi, iletişimin kesilmemesi, çiftin birbirini desteklemeye devam etmesi, sevgiyi göstermenin en etkili yolu olan dokunmaktan ve öpüşmekten uzaklaşmaması ve yeni hayatlarıyla ilgili değişimleri ya da sıkıntıları mutlaka açık bir dille konuşmaları gerekiyor. Unutmayın kadınlar hamilelik döneninden başlayarak anne oluyorlar, erkeğin ise baba olabilmesi için emek harcaması, uykusuz kalması, çocuğun bakımıyla ilgilenmesi gerekiyor. Erkekler emek harcadığında zamanla babalığı hissedebiliyorlar. Bu nedenle kadınların çocuğu tek başlarına sahiplenmemeleri, onun sorumluluklarını ve bakımını kocalarıyla paylaşmaları çok önemli bir ayrıntı olarak karşımıza çıkıyor.