3 Nisan 2014 Perşembe

ÇAPKINLIK BİR BEYİN HASTALIĞI MI?

Yaşanan çevre, ahlaki ve kültürel faktörler, çevresel ve  psikolojik fonksiyonlar hatta genler çapkınlık için sebep gösterilebiliyor ama yakın ilişkilerde beyin fonksiyonları da büyük rol oynuyor ve çapkınlığın bir beyin hastalığı olabileceğini söylüyor. “Çapkınlık” tabiri, neredeyse altı bin yıl önce Bronz çağında yaşamış olan Uruk Kralı Gılgamış’a kadar dayanıyor. Efsaneye göre evli bekâr, genç yaşlı demeden tüm kadınları ayartan Gılgamış, hiç kimseyi kız oğlan kız bırakmıyormuş. Daha da önemlisi, Gılgamış çapkınlık yaparken, kendine hâkim olamadığını hep dile getirirmiş ama nafile, bu tutumu o çağlarda bile herkesi canından bezdirirmiş… Asırlar öncesinde kendini gösteren “çapkınlık dürtüsü”, anlaşıldığı üzere bir “doyumsuzluk” biçimi olarak karşımıza çıkıyor. Sevilen ve arzulanan kişinin varlığının doygunluk sağlamasının aksine, kadın ya da erkeğin ilgilendiği kişinin hemen arkasından, yeni arayışlara başlamasında “doyumsuzluk” yani “çapkınlık” söz konusu olabiliyor. “Çapkınlık”, kişinin kendi benlik duygusunu yüceltmek için kullandığı en önemli araçların başında geliyor. Dolayısıyla, çapkınların sorunu kendi benlik duygularıyla ilgili olduğundan bir beyin hastalığı olarak algılanıyor.
“ÇAPKINLIK” BEYİN RESEPTÖRLERİ İLE İLGİLİ OLABİLİYOR…
Binlerce yıl önce yaşanmış hikâyelere ve günümüz çift ilişkilerine baktığımızda, kadın ya da erkek tüm bireylerin evlilik kararlarının, tek eşliliği ya da aldatmayı seçmelerinin temelinde yatan sebebin sosyal gelenekler olmadığı net bir şekilde görülebiliyor. Dolayısıyla, insanların karşı cins tercihleri ve bu tercihlere olan bağlılıkları, karar verme merkezi olan beyin ve duyguları etkileyen hormonlarla alakalı olabiliyor. Düşünme, yargılama, irade, istek, arzu gibi pek çok duygu ve dürtüleri tetikleyen, dizginleyen ve davranış biçimlerini belirleyen beyin merkezleri var... Beynin bazı merkezlerinde yer alan adrenalin, fenilatilamin, vazopressin, noradrenalin, serotonin, dopamin, oksitosin, östrojen, progesteron, testesteron gibi çok özel hormonların içgüdüsel davranışları (annelik ve babalık gibi) tetiklediği gibi ödül beklentisiyle yapılan keşifleri, bağımlılık yaratan sevk verici madde ya da cinsel dürtüleri etkilediği biliniyor. Dolayısıyla salgılanan bazı hormonlar bağımlılık ve şiddetli istek yaratırken, bazı beyin merkezleri baştan çıkarıcı olaylara karşı uyaran hormonların salgılanmasını arttırabiliyor ve baştan çıkarıcı olaylara karşı daha kolay ve keskin bir şekilde odaklanılmasını kolaylaştırabiliyor. Hatta bazı beyin bölgelerinin ve beyin reseptörlerinin normal bir şekilde çalışmaması hem kadın hem de erkekte sadakatsizlik, aldatma ve çapkınlık faaliyetlerini arttırıyor. Dolayısıyla dengesiz çalışan bir beyin bireyin kişisel hayatını etkileyeceği gibi, sosyal çevresini ve ikili ilişkilerini de olumsuz yönde etkileyebiliyor.
ÇAPKINLIĞIN ÖNÜNE GEÇİLEBİLİR Mİ?

Aşkın ve seksin kimyasal yönünü incelendiğinde, insanları evlilik ve tek eşliliğe iten olayın sadece sosyal gelenekler olmadığı görülüyor. Sadakatin ve tek eşliliğin temelinde, dışarıdan fark edilemeyen kimyasal ve hormonsal bir karışımın rolü olabiliyor. Sonuçta kulağa ilginç gelse de düzenli aile yaşamı ve seviyeli beraberlikler için, bazı hormon reseptörlerinin dengeli ve iyi çalışması gerekiyor. Yani aldatmada bazen erkeklerin de kadınların da suçu olmayabiliyor, aldatma, beyinlerindeki reseptörlerin kabahati olabiliyor. Bu nedenle yakın ilişkilerdeki aşkın, şehvetin, sadakatin, sevginin ve cinsel dürtülerin yoğunluğunu belirleyen bazı hormonlar, partnerler arasındaki tutku, şefkat, empati, sevgi, mutluluk ve bağlanma sağlayan en önemli moleküller olarak biliniyor. Bağımlılık ve şiddetli istek yaratan hormonların beyinde ve vücutta artış göstermesinin önüne geçilebilmesi için cinsel davranışlara doğru ve destekleyici yanıtlar verilmesi ve ödüllendirilmesi gerekiyor. Aksi takdirde, çapkınlığı arttıran ve sadakati önleyen kimyasallar beyinde artmaya başlayabiliyor ve kişiyi yeni fırsatlar aramaya teşvik edebiliyor. Diğer bir değişle, karşı cinsin cinsel dürtülerini reddetmek aldatma, aldatılma, çapkınlık ve sadakatsizlik gibi davranış biçimlerini gerçekleştirmeye iten hormonları aktive edeceğinden, kişinin dikkatinin değişmesine ve ikili ilişkilerdeki bağlarının kopmasına neden olabiliyor. Unutulmamalıdır ki, davranışları yöneten insan beyni her şeye kolaylıkla uyum sağlayabiliyor.

2 Nisan 2014 Çarşamba

EVLİLİĞİ YÜRÜTEMİYORUZ BOŞANMAYI BECEREMİYORUZ

Bilindiği üzere, çoğu zaman millet olarak evliliği sağlıklı yürütemiyoruz, adam gibi boşanmayı beceremiyoruz... Çatışmanın olmadığı evlilik olmaz, olamaz. Gündelik hayatın stresi ve zorlukları bireylerin ailesel değerleri ve kişisel düşünceleriyle birleşince, çiftlerin kimi zaman fikir ayrılıkları ve tartışmalar yaşamaları kaçınılmaz olabiliyor. Ailedeki çatışmalar tırmandığında bundan ailedeki herkes olumsuz etkileniyor ve nihayetinde çocukların uyumları ve ruh sağlıkları bozuluyor. Çok az çift evliliklerindeki sorunları çözmek için profesyonel yardım alıyor, evlilik terapisine gidiyor. Ama asıl şaşırtıcı olan neredeyse kimse evlilik öncesi bir eğitim almayı veya boşanma sürecini sağlıklı geçirmek için destek almayı aklından bile geçirmiyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın, evlilik çağına gelmiş ve aile kurmak amacıyla bir araya gelen çiftlerin, evlilik hayatına hazırlanmalarını amaçlayan “Evlilik Öncesi Eğitim” programları ve tavsiye ettikleri bilgilendirici kitapları var.. Bu eğitimle ve kitaplarla evlilik öncesi süreçte çiftlerin birbirlerini iyi tanımaları, evlilikle ilgili gerçekçi beklentiler oluşturmaları, etkili iletişim kurma yollarını ve olası sorunlarla nasıl baş edeceklerini bilmeleri ve evliliğe “iyi bir başlangıç yapabilme” fırsatı yakalamaları amaçlanıyor. Bu program tavsiye niteliğinde ama bunun yasal olarak zorunlu kılınması ve bu hizmeti devletin ücretsiz olarak sunması gerekiyor.
EVLİLİK ÖNCESİ EĞİTİM ZORUNLU KILINMASI GEREKİYOR...
İki kişinin aile kurmak üzere ruhen ve bedenen, bir ömür boyu sürecek bir şekilde bir araya gelmesi olarak bilinen “evlilik”, bireylerin hayatlarındaki en önemli olaylardan biri... Bir dönüm noktası olan ve hayatın geri kalanını büyük ölçüde etkileyen evlilik hayatında başarılı olabilmek birey, çift, ebeveyn ve çocuklar dörtlüsünün dışında sosyal çevre ve iş hayatını hatta geleceğimizi de etkileyebiliyor. Bu nedenle, devletin sorumluluğu altında, çiftlerin evlilik öncesi eğitim alması ve bu hizmetin devlet tarafından karşılanması huzurlu insan, sağlıklı cinsellik, mutlu bir evlilik ve aile yaşantısı için büyük bir ihtiyaç... Çünkü evlilik uyumunda eşlerin evlilik öncesi hazırlığının ve evlilik problemleri henüz ortaya çıkmadan eğitim almalarının önemi bütün dünyada bilimsel çalışmalarla ortaya konuluyor. Bu düşünceden hareketle evlilik öncesi eğitim zorunlu kılınması ve derhal ülke genelinde yaygınlaştırılması gerekiyor. 
EVLİLİK ÖNCESİ EĞİTİM NEDEN BİR İHTİYAÇ?

Mali işler, iletişim stilleri, çiftlerin birbirlerinden ve evlilikten beklentileri, bireylerin evlilikteki rolleri, cinsel hayat ve samimiyet, çocuklar ve ebeveynlik, çatışma çözme gibi başarılı bir evlilik için gerekli olan tüm bileşenlerin öğretilerek, evlenecek olan çiftlere destek verilebilmesi için evlilik öncesi eğitimin verilmesi gerekiyor. Profesyonel lisanslı aile ve evlilik danışmanları, kişinin kendisini tanımasını, bir evliliğin nasıl yürütülebileceğini, insanların nasıl birlikte mutlu kalabileceğini, bir ilişkinin sağlıklı ve uzun süre nasıl devam ettirilebileceğini öğretmenin yanında çok özel tavsiyeleri çiftlere sunmalı... Kişi kendini tanımadıkça bütün eşler yanlış seçimdir... Bunun dışında, evlilik öncesi danışmanlık alan çiftler, olası problemler sonucu boşanmaya karar verdiklerinde de, aldıkları eğitimin sonucu bu süreci daha az sancılı ve sağlıklı atlatabilecekler... Çünkü evlilik öncesi danışmanlıkla sorun çözmeye ve partneri tanımaya yönelik deneyimler kazanılmış olacak... Dolayısıyla, olası sorunlar karşısında çiftler, birbirlerini suçlamadan, sadece problem odaklı konuşmalar yapabilecekler, sağlıklı ve net kararlar alabilecekler ve böylece travmatize olma ihtimalleri en aza inebilecek... Evli çift aynı zamanda birer ebeveyn ise aile içi sorunların çocuklara yansıtılmadan hal olabilmesi diğer bir değişle, sarsıntılı sürecin çocuklar tarafından daha az hissedilmesi ve hissettirilebilmesi için mutlaka evlilik öncesi eğitim alınması gerekiyor. Bu nedenle de, çiftlerin evlilik öncesi eğitimlere devlet tarafından zorunlu olarak yönlendirilmesi ve bu yönlendirilmelerle alınacak psikolojik yardım hizmetinin yine devlet tarafından ücretsiz olarak karşılanması çok büyük önem taşıyor. Çünkü aile toplumun temelidir, sağlıklı kurulacak bir aile geleceğimizin teminatıdır.